Fon soygunun iki yönü var: Biri soygunculardan paraları geri alıp bunu mağdurlara dağıtmak ve suçluları yargılamak. Diğeri, "on ay" seyredip denetim görevini yapmayanları da soruşturmak.
İktidarın soygun paralarını geri alıp mağdurlara dağıtma konusunda canla başla çalışacağından şüphem yok; bu kirden partiyi arındırmak isteyecektir elbette.
Fakat ikincisinde yani bürokrat ve siyasi sorumluları soruşturma konusunda ciddi bir işlem yapacağını sanmıyorum.
"Soyguncularla mücadele" yapılacak, şüphe yok, endişem "sorumlular" konusunun gölgede kalmasıdır.
ERDOĞAN'IN TAVRI
Cumhurbaşkanın kararlılıkla ifade ettiği yaklaşımı şöyle:
"Milletin malına el uzatanların yaptıkları asla yanına kalmayacak... Kimsenin hakkını kimseye yedirmeyeceğiz. Birinci öncelik Türkiye ekonomisine zarar gelmesin, ikinci önceliğimiz her kim haksız kazanç elde etmişse bunun hesabını adalete versin."
Cumhurbaşkanı'nın vurgusu "Kimsenin hakkını kimseye yedirmemek"tir. Adli yönden Haksız kazanç elde etmişse "hesabını adalete vermesi"dir.
Bu etik olarak doğru olduğu gibi siyaseten de elverişlidir. Seçim meydanlarında coşkuyla anlatılabilir.
Fakat bir de "sorumluluk" meselesi var. Bizdeki uzmanların da dışarıdaki ilgili kurumların da ifade ettiği gibi SPK ve BİST'in "on ay gecikerek" müdahale etmesi... Nihat Zeybekçi'nin "büyük ihmal" dediği olgu... "İçeriden bilgi" şüphesi... Bu gibi konular iktidarın gündeminde gözükmüyor.
Cumhurbaşkanı "yollarımızı ayırırız" diyor. Nisan 2021'de Ruhsar Pekcan'la da yollarını ayırmıştı. Meclis soruşturması açılmadığı gibi bir savcı da soruşturmaya kalkmamış, olay kapanmıştı.
Burada CB sistemindeki esaslı bir sorun karşımıza çıkıyor: Denetim yetersizliği.
DENETİM SORUNU
Evet, Cumhurbaşkanı DDK'yı görevlendirdi... Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu kuruldu. Fakat...
DDK başkanı aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesiymiş. Bu üyeliği bıraktı ama üyeliği zamanındaki olayları soruşturacak...
Bu iktidar zamanında yaygınlaşan kamuda çifte görevlendirmenin sakıncalarına bir örnektir bu.
Fon Koordinasyon Kurulu tamam. Fakat toplantısına niye iktidar partisinin üst kademesinden isimler katıldı Uzmanlıkları da yok... 'Siyasi müşavir' olarak mı katıldılar!.. Kurul üzerine hiçbir partinin hele de iktidar partisinin gölgesi düşmemeliydi.
Sistemde Cumhurbaşkanı sadece partili değil, partinin lideri olunca devlet ve parti kavramları iç içe geçiyor. CB sisteminde partili cumhurbaşkanın partisiyle ilişkileri anayasayla da kanunla da düzenlenmemiş, tamamen serbest bırakılmıştır.
Yüksek yargıya eski AKP Parti milletvekillerinin, HSK'ya partili avukatların atanması gibi olgular aynı sorunun diğer bir tezahürüdür. Bu tezahürler uluslararası raporlarda "parti ve devlet arasındaki çizginin belirsizleşmesi

2