Hukuk yazmak sıkıcı mı

Taha Akyol
Bugün
32

Bundan tam on yıl önceydi, Hürriyet gazetesindeki köşemde şöyle yazmışım:

"Bazen düşünüyorum, ikide bir hukuk üzerine yazmam sıkıcı olmuyor mu

Keşke buna mecbur kalmasaydım. Yazı hayatımda hukuk üzerine en çok yazdığım dönemler hukukun en çok ihlal edildiği dönemlerdir.

Bugün de böyle bir dönemden geçiyoruz..." (Hürriyet, 28 Ocak 2016)

Bazı okurlarım ikide bir hukuk yazmamı sıkıcı bulmuşlardı. Ben de böyle sebebini yazmıştım.

Sık sık hukuk konularında yazmak hâlâ sıkıcı oluyor mu

NEREDEN NEREYE

İsveç'te Göteborg Üniversitesi bünyesindeki V-Dem Enstitüsü, her yıl "Demokrasi Raporu" yayınlıyor. Rejimleri dörde ayırıyor: "liberal demokrasiler", bunun bir altında "seçimlik (elecroral) demokrasiler" yani bazı standartları eksik ama demokrasi... Sonra , "Seçimli otokrasiler" ve en aşağıda "kapalı otokrasiler" yani diktatörlükler...

2017 raporu, Türkiye'nin 2006'daki durumu şöyle tasvir ediyor:

"2006'da Türkiye tartışmasız bir seçimlik demokrasiydi. Esasen temiz seçimlere, göreli olarak yüksek seviyede ifade ve örgütlenme özgürlüğüne saygıya, oldukça öngörülebilir ve özerk bir yargı ortamına, geniş bir yelpazede perspektifleri yansıtan bağımsız ve eleştirel bir medyaya ve bir ölçüde sağlam denge ve denetim mekanizmalarına sahipti..." (s. 21)

Rapora göre, Türkiye'de OHAL'le birlikte hızlı bir otoriterleşme başladı, Türkiye "seçimli otokrasiler" faslına kaydı.

2026 Raporu'nda, Türkiye'nin puanları son derece üzücüdür. 179 ülke arasında 0.29 puanla 122. sırada bir ülke.

Türkiye'yi kıskanıyorlar da ondan mı.. Ama 2017'de 17 sırada olan ABD'yi 2026 raporunda 51. sıraya düşürmüşler, Trump sebebiyle.

2006 Türkiye'sinden övgüyle bahsediyorlar. Bizler de yaşayarak biliyoruz hal ve gidişi.

'ANKARA KRİTERLERİ'

İktidarın ilk on yılında Başbakan Erdoğan'ın hükümet programlarında "Kopenhag kriterleri"ne atıflar yapılıyordu. İkinci on yılda, içeriği belirsiz, dolayısıyla keyfi "Ankara kriterleri" hakim oldu.

Yatırım gelmesi için hukuk güvenliği gerektiğini söyleyen Adalet Bakanı Akın Gürlek'e hatırlatmak isterim, ilk on yılda ülkeye yatırım yağıyordu, enflasyon yüzde 7 civarındaydı... Adalet Bakanları reformların öncüsüydü.

Siyaset otoriterleştikçe hukuka güven de bozuldu ekonomi de...

Dün Bakan Gürlek; Selahattin Demirtaş ve Ahmet Özel'in "Çerçeve Kanunu"nun kapsamı dışında olduğunu söyledi.

Kuvvetler ayrılığı hassasiyeti olan bir Adalet Bakanı, kanun maddeleriyle konuşmalı... Bakan, hakimlerin başında Demokles'in kılıcı gibi dolaşan HSK'nın da başkanıdır. Kimin kapsam dışı veya içi olduğuna yargı karar verecek. Bakan ön kanaat açıklamaktan sakınmalıdır.

Kuvvetler ayrılığı ilkesini bu kadar ince detaylarda düşünmek Türkiye için lüks mü

AİHM kararlarında Cumhurbaşkanı'nın kişiler hakkında yaptığı suçlayıcı konuşmalarına yer veriliyor. Yürütme organı kişiler hakkında suç ve ceza konuşmaları yapmamalı. Evrensel hukukta böyle. Ama bizde, evet, maalesef lüks!