Uzun yıllardan beri siyasi hayatımızı zehirleyen, siyasetin rasyonelleşmesini engelleyen hastalığımız, din-laiklik kavgasıdır.
Hastalık bir tarafta dinin kamusal alanda görünürlüğünün reddi şeklinde ortaya çıkıyor. Diğer yanda olağan ve mutad dindarlığın ötesinde din istismarı ve devlet eliyle dayatılması şeklinde…
İlkine Laikçilik, ikincisine Siyasal İslamcılık demek mümkün.
Elbette sosyal hayat bu iki kavrama sığmayacak kadar çeşitlidir ve çok renklidir fakat bu iki kavram 'koyu renk'leri ifade eder.
ÖZGÜRLÜĞE KARŞI BİR LAİKLİK!
AYM'nin eski yasakçı kararları, "laikçiliğin" tipik örnekleridir. AYM çok uzun kararında, Batı'daki din ve vicdan özgürlüklerinin Müslüman ülkelerde aynı genişlikte tanınmasının laikliğe zarar vereceğini, bu yüzden Müslüman ülkelerde laikliğin daha katı/yasakçı olması gerektiğini ileri sürüyordu. Türkiye'de "Lâiklik uygulamasının Batı ülkelerindeki gibi olması beklenemez…" diyordu. Laikliğin "Türk devriminin temelinde" olduğunu söyleyen AYM'ye göre, anayasa "laikliğin özgürlüklere kıydırılmasına olanak tanımamıştır." (Karar No: 2008/116)
AYM'nin bu kararı, Tek Parti devrinden gelen otoriter laikçiliğin demokrasi döneminde dayatılmasıdır. Bir başkası da mesela milli güvenliğin falan "özgürlüklere kıydırılmasına olanak tanımamalı" diyemez mi!
AYM, üstün bir hukuk normu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki özgürlükleri Müslümanlar için tanımıyordu!
AİHS'nin 6. Maddesi şöyledir:
"Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir."
AYM, 2012/128 Kararla liberal laikliği kabul etmiş, gerilim aşılmıştı fakat bir süredir yeniden nüksetti.
ASIL SORUN OTORİTERLEŞME
Ramazan ayında bütün toplumda tezahür eden ruhaniyet iklimi, bunun tezahürü olan etkinlikler elbette bu özgürlük kavramına dahildir. Sorun modernleşmenin en önemli kavramı olan "özgürlüğün", ister din, ister laiklik adına olsun bastırılmasıdır.
Sayıları 168 olan bazı aydınların laiklik bildirisi, bilgi ve tahlil yanlışlarının yanında, özgürlük anlayışı bakımından da AİHS'nin gerisindedir. Pek çok seküler aydının ve CHP'nin bu bildiriden uzak durması önemli ve değerlidir.
Siyasetin din-laiklik gelimi şeklinde kutuplaşması rasyonelleşmeyi engelliyor. İktidar da hemen bu bildiriye hak etmediği bir önem atfederek, 'saldırılara karşı dini savunma' şeklindeki siyasi stratejisini ateşledi.
Asıl sorun, "otoriterleşme"nin bir bütün olmasıdır. İster laiklik, ister din adına olsun, otoriterleşme, baskının genel olarak artmasıdır.
Tek Parti devrinde sadece dini özgürlükler değil, inkılapçı Kadro dergisi, bağımsız Türk Ocakları ve eleştirel sol Yarın gazetesi de bastırıldı. 1933'te üniversiteden atılan profesörlerin hiç biri şeriatçı falan değildi.
KHK ile üniversiteden atılan 5.295 akademisyenin hepsi FETÖ ile "

18