Cambridge Üniversitesi 1209 yılında kuruldu. Oxford'da bir cinayet üzerine patlak veren olaylardan kaçan bir grup akademisyen ve öğrenci Cambridge'e gelerek barakalarda konferanslar, dersler vermeye başladılar, 'universitas' kurdular. 22 yıl sonra Kral III. Henry tarafından resmen tanındı.
Avrupa'da 11. ve 12. Yüzyılda ortaya çıkan ilk 'universitas'lar, Bologna, Oxford, Cambridge, Paris vb. hemen tamamen papazlar tarafından kurulmuştu. Fakat bu papazlar teoloji tartışmalarına, kutsal metinler ve Aristo metinleri üzerinde tartışmalara düşkün insanlardı. Gramer, matematik, hitabet ve Roma hukuku gibi seküler dallar da bunların ders konularıydı.
Bu sayededir ki Farabi'yi, İbni Rüşd'ü, İbni Sina'yı, matematikte Harizmi'yi, fizikte İbn Heysem'i vb. Latinceye çevirip okumaya, tartışmaya başladılar... Sonrası malum.
'BATI HAYRANLIĞI'
Hukukçu dostum Doç. Dr. Ramazan Arıtürk bu yaz Cambridge'e giderek uzun süre kaldı, tetkikler yaptı, ekopolitik.org sitesinde izlenimlerini yazdı.
Yazdıklarına gelen tepkiler önemlidir, Türkiye'deki yaygın bir hissiyatı yansıtır. Evet hissiyat, "fikir" değil.
Bu tepkilere göre, Arıtürk, Cambridge'de âdeta 'aydınlanmış' bir Doğu aydını tavrıyla hareket etmişti, İngiliz kültürünün reklamını yapmıştı, Cambridge'in arkasındaki sömürgeci geçmişi saklıyordu...
Eleştirenler, Cambridge'in Osmanlı vakıf ve medrese sistemini kopyaladığını, Batı biliminin İslam dünyasından aşırılan bilgiler üzerine kurulduğunu söylüyorlardı.
Batı Üniversitelerini anlatmak, gençlerimizi Batı'ya özendirirdi, bunu yapmamak lazımdı. Özetle klasik suçlama; "Batı hayranlığı."
Ben de bazı okur tepkilerinden biliyorum. AİHM kararını okuyup içeriğini tartışmak yerine "bunlar bize düşman, Haçlı zihniyeti" gibi suçlamalar... Bu suçlamalara emperyalizm, oryantalizm ithamları eşlik eder.
BİLİM VE EMPERYALİZM
Bu tepkilere kızmamak, tahlil etmek gerekir. Ramazan Arıtürk de yazısında tahlil ediyor. Cambridge'in 1209'da kurulduğunu hatırlatıyor.
Osmanlı'nın kuruluşu 1299'dur.
İngiltere gibi İspanya ve Portekiz'in de sömürge imparatorluğu kurduğunu ama bilimde aynı performansı gösteremediklerini hatırlatan Arıtürk'ün yazısından şu paragrafı aktarmakla yetiniyorum:
"Osmanlı İmparatorluğu, Fransa ve Rusya da geniş coğrafyalar üzerinde hâkimiyet tesis etti. Ne var ki sömürge veya hakimiyet ya da elde edilen servet, kendiliğinden Newton'u, Darwin'i, Maxwell'i, Turing'i veya Keynes'i yetiştiren bir akademik düzen meydana getirmedi. Para önemlidir; fakat paranın kurumsal hafızaya, araştırma özgürlüğüne, liyakate ve kuşaklar arasında aktarılan bir bilim geleneğine dönüştürülmesi başka bir meseledir."
Bütün mesele bu... Batı emperyalizmi gücünü Bilim ve Sanayi devrimlerinden aldı. Müslümanların da güçlenebilmesi için tek yol, bu bilim zihniyetine ve endüstriyel zihniyete sahip olmaktır. Bunu da Batı'dan öğreneceğiz.

15