Atatürk ve Erdoğan mukayese edilemez. Çünkü görev yaptıkları devirler, karşılaştıkları sorunlar, dünya görüşleri çok farklıdır.
En önemlisi, Atatürk'ün Milli Mücadele gibi muazzam bir aksiyona liderlik ve başkumandanlık etmesindeki üstün başarısı emsalsizdir; buna diplomasi başarısını de eklemeliyiz.
İkincisi, zaferden sonraki rejimin cumhuriyet olması tabii bir hadiseydi, saltanat bir yıl önce oybirliğiyle kaldırılmıştı. Fakat bunu "devrimci cumhuriyet" olarak gerçekleştiren, Gazi'dir.
Erdoğan'ın hayatında böyle iki muazzam hadise yoktur. Çok şükür ki Türkiye ne işgale uğramıştır ne de Cumhuriyet'ten dönüş hayal edilebilir.
Ak Parti iktidarının ekonomide "cumhuriyet devrinin tümünden büyük işleri yaptık" propagandası hem maddi olarak yanlıştır hem yanlış bir mukayesedir. Her iktidar, kendisinden önce yapılmayanları yapmıştır.
MUKAYESELİ TARİH
Mukayeseli tarih son derece önemli bir bilim dalıdır. Fakat farklı devirler mukayese edilmez, benzer süreçler mukayese edilir. Türk, Rus, Japon modernleşmelerinin mukayesesi gibi...
Yunanistan'ın 1926 Üniversite reformuyla bizim 1933'teki üniversite reformumuz da mukayese edilebilir.
1930'lar ve 40'lardaki liderleri birbiriyle mukayese edebiliriz. Ama Churchill veya Roosvelt'le bugünkü herhangi bir lideri mukayese edemeyiz.
İbrahim Kiras'ın ve benim 1930'lardaki Serbest Fırka hadisesinden bahseden yazılarımızda da bir "mukayese" yoktu. Yaptığımız şey, zamanımızda da "bugünkü manzaramız aşağı yukarı otokrasidir" uyarısı yapmak ve bağımsız vicdan sahibi hakimlerin önemini vurgulamaktı.
Ama bazı okurlarımız "teneke ile pırlanta mukayese edilemez" diye yazdılar. Bir muhafazakar da tersini iddia edebilir. Bunlar "mukayese" değildir, 'ahistoric' yani tarihle ilgisiz sübjektif hissiyattır.
'KUDRETİ SARSILMAZ REİS'
Tarihte yüzeydeki hadiselerin altındaki dip dalgaları uzun sürelidir. Her milletin tarihindeki "otoriter kültür" gibi... Uzun asırlarda olaylar, aktörler, kurumlar çok değişir ama mesela itaat kültürü, otoritenin ululaştırılması veya özgürlük düşüncesinin ortaya çıkması gibi dip dalgaları temel faktörlerdir.
811 yıl önceki Magna Carta bu sebeple hâlâ günceldir ama hiçbir anayasacı bugünkü bir anayasayla Magna Carta'yı "mukayese" etmez.
Atatürk ve Erdoğan da mukayese edilemez ama bir benzer tarafları vardır: Olabildiğince fazla yetkiyi, gücü elinde toplamak.
Uzun asırlar içinde mutlakiyet çağlarının ardından, teoride kuvvetler ayrılığını savunan Meşrutiyet pek etkili olamamış, Türkiye kuvvetler birliğine geçmiştir.
Atatürk daima kuvvetler birliğini ve Nutuk'taki ifadesiyle "kabiliyet ve kudreti sarsılmaz bir reis" modelini savundu ve uyguladı.
CHP'nin 1947 kurultayında İsmet Paşa, "kuvvetler birliği"ni Tüzük'ten çıkarmak istediğinde, Süreyya Örgeevren, Feridun Fikri gibi katı Kemalistler, bunun Kemalizm'e aykırı olacağını söyleyerek engellemişlerdi. (Cumhuriyet, 2 Aralık 1947)

15