B.
Yol geçen hanı olduğuna inandıkları ülkemizde her isteyenin istediğini yapabildiği bir düzen olsun isteyenlerin sığınağı "özgürlük" talebi oluyor. Üçüncü defa alkollü araç sürerken yakalanan kadın polislere hakaret ediyor. Bir diğerini yine geçtiğimiz günlerde görmüşsünüzdür; Bursa'da içmiş şirket aracıyla İstanbul'a gidecek aklı sıra, polislere hesap soruyor "ben şimdi İstanbul'a nasıl gideceğim, şirket aracı bu" diye. Ayık kafayla içmeden önce düşünmesi gereken şeyi sarhoş kafayla polise soruyor. Ve en acısı polise hesap soruyor!
Yolsuzluklar, hırsızlıklar, tacizler, tecavüzler almış başını gidiyor. Sivil toplumlarından siyasi örgütlerine kadar odak noktası olmuş yapılar "yalnız değildir!" diye slogan atarak sahip çıkıyor bunlara. Kontrolsüz şekilde büyüyen dini yapılar ekonomik rant merkezlerine, siyasi ve bürokratik çıkar merkezlerine dönüşüyor. Depremden ders çıkarmayı beceremeyenlere 15 Temmuz'dan nasıl ders çıkaramadıklarını sormak abes oluyor ancak bu soru bir türlü cevap bulamıyor. Toplanmayı, birlikte olmayı ifade etmesi gereken cemaatler toplumda bölünmenin vesilesi oluyor. "evet biz diyanetin camilerinde namaz kılmıyoruz; ancak bir sor niye kılmıyoruz Bana bir tane ehlisünnet hoca göster arkasında namaz kılayım" diyor bu cemaatin yetkili bir mensubu. Nuh'un gemisi metaforuyla kurtulanın yalnızca onlar olacaklarına inanıyorlar. Süleymancılara mahsus bir tutum değil bu. FETÖ'cüler de kendilerinden başkasının kurtulacağına inanmıyordu. He bir de Bülent Ecevit ve Kenan Evren... onlar da kurtulacaklardı fetöcü olmayan müslümanların kurtulamadığı öbür alemde. Birisi Fetullah Gülen'in şefaatiyle, öbürü Sızıntı baş makalesinin tebşiratıyla kurtulacaktı... efendi hazretlerinden ders almayanların ehl-i sünnet olarak kalabilmelerinin çok zor olduğuna dair bir tehdit de işittim bir başka cemaatin mensubundan.
Ankara'da bir stadyumda küçücük bir çocuğun üzerindeki forma eşek kadar adamların gözüne batıyor, tribünde Japon lakaplı bir vandalın anormal hareketlerine şahit oluyor tüm memleket. İşin kötüsü bu vasıfsız vandala hak verenler de çıkıyor.
Haluk Levent'in depremzedelere ve Gazzeli çocuklara yollanan paralarla kumar oynadığı güzel yurdumuzun tufan gününden yaman manzarasına şöyle bir bakınca hep aynı ruh haliyle karşılaşıyoruz. Cemaatlerin takkeli abileriyle polise çemkiren alkollü kadının, tribün holiganlarıyla trafikte kaynak yapan terbiyesizlerin aynı dünya görüşüne sahip olduklarını görüyoruz. Kendisinden ve kendi çıkarına olandan başka bir cemiyetin varlığını kabul etmeyen, kendi çıkarına ve kendine mücavir olana karşı kayırmacı bir umursamazlıkla karşılaşıyoruz. İnsan olmak yetmiyor bunlar için şefkate layık olmaya, müslüman olmak yetmiyor, ehl-i sünnet olmak yetmiyor; bu ülkenin vatandaşı olmak, Türk evladı olmak, hemşehrisi olmak, futbolsever olmak vs yetmiyor... ondan ve onun çıkarına olandan olacaksın. Yoksa olmuyor. Nuh'un gemisinde yer kalmıyor sana. Yaban domuzuna bile yer oluyor ancak sana olmuyor. Bir 15 Temmuz gecesi hoyratça ateş açabiliyor üstüne. Ondan olmadığın için herhangi bir beis görmüyor. Evladınla tribünde güle eğlene maç izleyemiyorsun; zira insanlıktan nasibini almamış herif senin evladını kendi evladı gibi görüp merhamet etmiyor, yavrunun giydiği formadan tahrik oluyor.

11