Tatmin mümkün değilse tatminsizlik vurgusu niye

B.

Arthur Schopenauer, Arzudan ve Tasavvurdan İbaret Dünya (Die Welt als Wille und Vorstellung) isimli eserinde her insanın bir şekilde bir arzusu olduğunu ve buna ulaşamadığı müddetçe huzursuz olduğunu ifade ediyor. Alman filozofa göre insan sürekli bir eksiklik duygusuna sahiptir ve bunu giderecek herhangi bir doyum bulmak mümkün değildir. O'na göre, tatmin olan her bir arzusundan sonra bir başka arzu ile çepeçevre kuşatılır ve yeni bir tatminsizlik hali içine girer tabiatında tatmin olmak var olmayan insan. Bir Alman filozofun çıkarımı olarak ilgi çekici fakat bahsettiği mevzu itibariyle temel tezlerimizle ne oranda uyum içinde olduğu sorgulanması gereken bir yorum bu. İnsanın bir noktada tatmin olabileceğini en azından bir şekilde tatminin mümkün olabileceğini zannederim hepimiz kabul etmek istiyoruzdur. Böyle bir kabulümüz olmazsa eğer, hırs ile girilen her türlü kabahatin son kertede masumlaştırıcı bir izahı olduğunu varsaymak durumunda kalırız. "İçine düştüğü derin tatminsizlik hissi sebebiyle bir yerde böyle bir şey yapmıştır" diyerek saçma bir empati içinde bulabiliriz kendimizi. Bir vesileyle bu köşede dile getirmiştim, empati denilen şeye artık hiç inanmadığımı. Hakikaten karşı bizi bu kadar zayıf düşüren bir şeyin bu kadar övülmesini de anlayamam doğrusu. Hem biz başkalarına adilane yahut merhametle muamele edebilmek için neden kendimizi onun yerine koymak durumunda olalım Kriterlerimiz son derece bellidir.

Şimdi bir Müslüman olarak dönüp bu mutmain olma haline bakıyorum ve bütün açmazı çözen bir nihai hükümle karşılaşıyorum: dünya hayatı fanidir, ahiret hayatı bakidir. Bu cümleden sonra insan tabiatıyla ilgili bütün kabuller anlamanı yitiriyor. Elbette kendisinden bahsedilen kimsenin bir Müslüman olması şartını da vurgulamalıyız. İnsan, bir ara durak olarak kabul ettiği bir hayata önü ve arkası yokmuş muamelesi etmemeli. Hem nihayeti bir başka hayat olan dünyada tatmin olmak ve tatmin peşinde koşmak bir oksimoron değil midir Birbirini imkansız kılan iki önermeyi bir araya toplamaya çalışmak ne kadar anlamsız... Zaman zaman Karacaahmet'in önünden şöyle bir yürümek ve asıl kazancın ne olduğunu hatırlamak lazım. Kendisine Müslüman diyenlerin çocukça heveslerinin ve canavarca hırslarının tedavisi olur mu bilmem, fakat en tesirli nasıh olan ölüme müracaat etmek lazım. O da kar etmezse, yatın solunuzun üstüne.