Siyasi bir yazı

B.

Gül sevmek zor zanaattir. En güzel, göz alıcı Gonca'ya ulaşabilmek, onu tutup da koklayabilmek için oranınıza buranıza giren dikenlere tahammül etmek zorundasınızdır. Gül sevmenin birinci şartı onun etrafının dikenlerle dolu olduğunu kabul etmektir. Sonra elinizden, kolunuzdan damlayan kanlar sizin güle olan muhabbetinize delil olabilir. Bu zorluk ve kan-revan içinde olma hali hiçbir şekilde gülü değersiz kılmaz ancak gül ile ilişkinizi bazen tahammül edilmesi zor bir hale sokabilir. Yine de eğer bir gül severseniz; yağına ayrı, şerbetine ayrı, reçeline ayrı, görüntüsüne ayrı, kokusuna ayrı düşkünseniz eğer bu muhabbetten uzak olmak hatırınıza gelmez. Bazen güle gül olduğu için değil Fahr-i Âlem, Rahmeten lil Âlemîn hazretlerine remzi olduğu için zaaf duyarsınız. O dikenler bir başka mana kazanır hal böyle olunca. Yine tahammül eder, kaderin cilvesine sitem eder, o yabaniliği hiç yakıştıramazsınız da yine de söyleyecek bir şeyiniz olmaz. Gül işte, adı üstünde gül. Arı, börtü böcek vb. de eksik olmaz civarından. ne yapalım biz de gülü böyle severiz. Gramofonda o hüseynî şarkı çalar durur "gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül"... Ve gül her ne olursa olsun güllüğünden ve kıymetinden bir şey kaybetmez. Olan sizin Gül'e karşı mahsun bakışlarla otururken incittiğiniz kalbinize olur. Hadise bundan ibaret...