B.
Almanya'nın yüksek traşlı gazetelerinden Bild am Sonntag gazetesinin kamuoyu araştırma şirketi Insa'ya haftalık olarak yaptırdığı kamuoyu araştırmasının sonuncusu ilginç sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya katılanların %84'ü Almanya hakkında büyük yahut çok büyük endişeler taşıdığını beyan etti. Alman kamuoyunun Başbakan Merz ve koalisyondan yana da büyük oranda umutsuz olduğu söz konusu kamuoyu araştırması sonuçlarına yansıdı. Buraya kadar zikredilen veriler siyasetin ve sosyolojinin dinamikleri ile izah edilebilir şeylerdir ve dönemsel olarak böyle radikal sonuçlarla karşılaşmak mümkündür. Bir dalgalanmadır, gelir ve geçer. Oranlar her zaman aynı şeyi söylemez. Buna mukabil %84'lük oranda katılımcının büyük yahut çok büyük endişelere sahip olması, Almanya gibi bir ülkede sıklıkla karşılaşılacak şey değildir.
Modern devletler tarihi bizlere bu tarz memnuniyetsizlik demlerinde kitlelerin ekseriyetle radikal tutumlar sergileyen siyasal hareketlere yöneldiği pek çok misali hatırlatır. Kitlelerin radikal siyasi yönelimlere teveccüh ettikleri dönemlerin hemen hepsinin ortak noktası ise ekonomik olarak aşılması güç engellerle karşılaşılan dönemler olmasıdır. Bu dönemlerde devletler genellikle uluslararası arenada söz sahibi olmaktan uzak konumdadır. 1848 devrimleri, III. Napolyon'un iktidara gelişi, İtalya'da faşizmin yükselişi, Almanya'da NSDAP iktidarının tesis edilişi... 1933 Almanyası hakkında sürekli Iskalanan bir hakikati bu vesileyle hatırlatmış olalım: Nazilerin alternatifi hiçbir şekilde bir merkez Partisi değildi 1933 yılında yapılan seçimlerde. Aksine Alman Komünist Partisi iktidarı kıl payı farklı kaçırmıştı. Alman toplumunun 1933 yılında radikal siyasete teveccühünü bir tek nazilerin aldığı oy ile izah etmeye kalkışmak eksik tahlil yapmak anlamına gelir. Toplum sahada ve solda radikal talepleri yükselterek merkez Siyaseti zayıflatan bir vaziyet içinde bulmuştu kendini. Haffner'in hatıratı bu dönemin psikolojisini ne güzel anlatır...
Yukarıda zikrettiğimiz kamuoyu araştırması da ortaya koyuyor ki Almanya'da merkez partilerinden oluşan koalisyondan yana hakim olan hoşnutsuzluk, kapanacak mı-kapanmayacak mı tartışmalarıyla gündemde olan AFD'nin oy oranının her geçen gün daha da artmasına sebebiyet vermiş. Özellikle doğu Almanya merkezli siyasal dinamizme sahip olan AFD Partisi, bir zamanlar Hristiyan demokratlara oy veren kitleler tarafından da Sosyalistlere oy veren kitleler tarafından da tercih edilebiliyor artık. Elbette Almanya'da özellikle Pandemi sonrası giderek pahalılaşan hayat ve yükselen enflasyon bu teveccühde önemli rol oynamaktadır. Buna mukabil asıl müessir amilin, Almanya'nın uluslararası arenada kaybettiği pozisyon olduğunu düşünmekteyim. Yeni uluslararası dengeler bir süre öncesine kadar dünyanın önde gelen aktörlerinden olan Almanya'yı fonksiyon bir devlet mesabesine indirdi. Devletler ellerindeki imkanlarla dönemsel olarak daha az yahut daha çok aktif olabilirler; bunda anlaşılmayacak bir şey yok. Buna mukabil güçlü devletler daha az aktif oldukları dönemlerde daha çok aktif olabilmek için çaba sarf etme refleksleriyle ön plana çıkarlar. Almanya'nın şu anda karşı karşıya olduğu fonksiyonsuzluğun bir benzeri sıkıntı Fransa'nın da başındadır, ancak Fransa'nın Almanya'dan farkı Orta Doğu'da, Kafkaslar'da, Afrika'da, Asya'da bir şekilde daha aktif rol oynayabileceği alanlar oluşturma çabasıdır. Fransa yeni kurulan düzene bir şekilde ayak uydurmaya çabalarken başarılı yahut başarısız oluşu ile değil, mevcut atıl pozisyonunu reddediyor oluşu ile dikkat çekmektedir. Bundan birkaç yıl önce Fransa devletinin alman devletinden daha aktif ve daha başarılı dış politika yapıcısı olduğunu söyleyeceğim iddia edilseydi bu iddiada bulunana muhtemelen deli muamelesi yapardım. Şu an itibarıyla gördüğüm hakikat bizzat bana böyle söyletiyor. Hal böyle olunca Almanya'da toplum iki arızanın birleştiği bir aksta buluşuyor ve radikal talepler gözle görülür şekilde artıyor. Bu yükselişin durması Alman siyasetinin, Almanya'ya müstakil ve saygın bir pozisyon kazandırmasıyla mümkün olabilir.

9