B.
Kürtleri YPG'nin zulmünden kurtarmaktan bahsederken ne kadar samimi isek, aynı samimiyeti Kürtlerin itibarını korumak noktasında da göstermekle mükellefiz. Elbette safımız Türkiye'nin safıdır, tezimiz Türkiye'nin tezleridir; aksi düşünülemez. Velakin karşımızda çok yönlü bir sorun olduğu gerçeğini ve bu sorunun sahada elde edilecek askeri başarılarla tamamen çözülemeyeceğini görmemiz gerekmektedir. Terörsüz Türkiye süreci her türlü sabotaja ve dahili-harici bedhahların kara propagandasına rağmen yürüyor. Bu süreçte bütün sorumluluk sanki bölgenin Kürt ahalisindeymiş gibi yapmanın sürece de bize de bir faydası yoktur. Sınırımızın ötesindeki Türkmen varlığını nasıl soydaşımız ve akrabamız görüyorsak, PKK-PYD-YPG zulmüne maruz kalan Kürtleri de aynı şekilde akrabamız görmek gibi bir mükellefiyetimiz var. Bu mükellefiyet omuzlarımıza tarih, coğrafya, sosyoloji ve dinimiz tarafından yüklenmiştir. Kimyasal Ali'nin elleriyle katledilen Kürt çocuklarını kendi çocuklarımız bilmedikten sonra Gazze'nin çocuklarına ağlıyor oluşumuz bir anlam taşımaz. O halde her harp halinde şirazesini yitiren toplumlar gibi henüz dahil olmadığımız bir harpte şirazemizi yitirmemeliyiz. Savunduğumuz tezler açık açıktır: Suriye'nin toprak bütünlüğü Türkiye'nin güvenliği açısından ülkemizin toprak bütünlüğü kadar önemlidir. Suriye'nin kuzeyinde ve ülkemizin güneyinde kurulması bir zamanlar hayal edilen teröristana engel olmak için savaşan Suriye Milli Ordusu'nun tez zamanda başarılı olmasını temenni ederiz. Tam olarak bu süreçte bizim dahili dengelerimizi bozmak için Mossad'tan aldığı emirlerle aşırılıklar sergileyenleri hepimiz görüyoruz. Kürt suretinde hakaretler eden, tehditler yağdıran, nefret saçan kimselere denk geldiğimiz gibi; aynı amaca hizmet eden Türk suretinde Kürt düşmanlığı yapan ve kamuoyunda Kürt nefreti pompalayanlara da denk geliyoruz. Agah olmak gerektir. Ve her agah kimse bir hakikati de hatırlamakla mükelleftir. YPG'nin bölgeden kovulmasını kendi milli güvenliğiz için istediğimiz kadar, bölgenin masum ve mazlum Kürtleri için de istemekteyiz, Arapları içinde istemekteyiz, Türkmenleri için de istemekteyiz; Keldanileri, Süryanileri, Yezidileri, Nusayrileri için de istemekteyiz. Tam olarak korumamız gereken ve önce kendimize, sonra çevremize ve nihayetinde dünyaya anlatmamız gereken motivasyonumuz budur. Bu motivasyonu kaybettiğimiz anda bizler de on yıldan uzun süredir bölgede kan akıtan savaş baronları gibi kendimizden başka hiç kimsenin varlığına tahammül göstermeyerek onları yok etmeye çalışan canavarlara dönüşürüz. Oysaki bu, ne seciyemizde ne geleneğimizde ne de vicdanımızda makas bulacak bir haldir. Öyleyse evvela yapılması gereken şeyi hatırlamalıyız ve motivasyonumuzun ne olduğunu düşünmeli, buna göre bir dil geliştirmeliyiz. Bunun haricinde yer alanlar, her ne sebeple olursa olsun, ülkemizin çıkarına da insanlığın icaplarına da uygun hareket etmemektedirler. Çok sevdiğim bazı dostlarımda son günlerde gördüğüm yalpalamalar sebebiyle bunları beyan etmek durumunda hissettim kendimi. Her şey ayan beyan her şey aşikardır. Hiç kimseyi hiçbir şeye ikna etmek gibi bir mükellefiyetimiz yoktur; zira gözsüzlere pinhan olan ulül ebsar olanlara ayandır. O sebeple herkese azıcık şuur, azıcık izan, azıcık insaf dilerim.

3