B.
Bilim dalları çeşitlendikçe ve geliştikçe insanoğlunun daha önceki asırlarda gereklilik olarak görmediği şeyleri gereklilik olarak görür hale geldiğine şahit oluruz. Antik devirlerden biri politik figürler tarihe şan ve şerefle mal olmak, yüzyıllar boyu anlatılan hikayelere konu olmak talebinde bulunmuşlardır. Fakat bu talep, hiçbir zaman 20. yüzyılda ulaştığı seviyede teveccüh görmemiştir. Bunun sebebi açıktır: Ho Chi Minh diye bir adamı tanıyorsak bugün Türkiye'nin en ücra köşesinde, Anadolu'nun köy kahvesindeki ihtiyarlar Pol Pot'un mezalimini hatırlıyorsa, "Carlos Menem diye bir adam vardı; Türk diyorlardı kendisine" deniyorsa yurdumuzun bir yerlerinde, dünya hakikaten küçülmüş demektir.
Böyle bir dünyada tarihe geçmek hevesiyle olur olmadık işler yapan nice diktatör yaşadı. Mao'nun kırmızı kitabını Hollandalı Sosyalistler bir parkta oturmuş hatim merasimindeymişçesine topluca okuyorsa hala günümüzde, Mao bu hedefine ulaşmış demektir. Kaddafi de tarihe geçmek istemişti. İstediği surette olmasa da Kaddafi de tarihe geçti.
Şu sıralar bir başka anormalin tarihe geçme hevesiyle cebelleşiyoruz. Amerikan Başkanı Trump bir şekilde tarihe geçmek, adını unutulmazlar arasına yazdırmak hevesiyle garaipten de garip işler yapıyor. Sürekli kendisinden bahsedilmesini istiyor, her konuşmasında alakalı-alakasız demeden kendisini ön plana veriyor ve kendisinin bütün insanlık için ne kadar büyük bir nimet olduğuna hepimizi ikna etmeye çalışıyor. Doğrusu bazen eğlenerek izliyorum Trump'ı; fakat ekseriyetle tahammül edilemez buluyorum. Narsistik kişilik bozukluğu diyerek işin içinden çıkmak elbette mümkün. Fakat Trump'ın şahsının ötesinde bir gerçek var ki, bu Trump olmasa bir başka Trump'ın zuhur edeceği gerçeğidir. Her şeyin çok çabuk tüketildiği günümüz dünyasında hiçbir zaman olmadığı kadar geçici olduğunu hissediyor insanoğlu. Buna karşı direnmek için bir şekilde kendisini beyan ediyor, "ben de varım" diyor. Yani bu Trump'ın şahsının ötesinde yaşadığımız çağa mahsus semptomatik bir durum. Ahireti olmayan muhterisler kendilerini dünyada ibka etme hevesindeler. Ve bu heves herkese kendi ölçeğinde vücudunu ispat etmek gibi bir hedef sunuyor. Trump isen kendini tüm dünyaya mal etmeye çalışıyorsun; lokal bir sanatçıysan, o bölgede ebedileşmek istiyorsun. İktidarın ne kadarına izin veriyorsa o kadar kendini bilinir kılmak istiyorsun. Maalesef bu hastalık toplumumuzun her katmanına sari vaziyette. Büyük ölçekte Trump gibi kendini rezil etmekten endişe etmeyen acayip insanlar karşımıza çıkıyor, küçük ölçekte meşhur olmaktan başka tasası olmayan küçük heveskarlar... Velhasıl Trump bir tane değil. Sağımız solumuz, önümüz arkamız Trump...

4