B.
Danimarkalı Filozof Sren Kierkegaard "Şimdiki Çağ/ Başkaldırının Ölümü" isimli eserinde, yaşadığı çağı eleştirir; tutkusunu yitirmiş, devrimcilikten uzak bir çağda yaşadığından şikayet eder. Kierkegaard'ın 1855 yılında öldüğünü göz önünde bulundurursak bu oldukça garip bir iddia gibi görünür. Eser 1846 yılında kaleme alınmıştır. Oysa, İngiliz tarihçi Hobsbawm, 1789-1848 arasındaki dönemi Dual Revolution (İkili Devrim) dönemi adlandırır. Avrupa başta olmak üzere dünya bu dönemde devrimlerle çalkalanmaktadır. O'na göre devrimci çağ tutkuludur, harekete geçer, risk alır. Şimdiki çağ ise "refleksiyon" çağıdır: Her şeyi tartar, analiz eder, konuşur ama hiçbir şeye bağlanmaz, harekete geçmez; adeta nihayeti olmayan bir atalet hali sinmiştir toplumun üstüne. Danimarkalı, eleştirisini görünür kılmak için buz ile kaplı göl örneğini verir: İnce bir buz tabakasıyla kaplanmış bir gölde, buz tabakası üzerinde değerli bir eşyanın varlığını hayal edin. İnsanların tutkularını takip ettikleri çağlarda, illa ki birileri çıkar ve canını riske atarak o kıymetli şeyi almaya giderdi. "Şimdiki çağda ise" der Kierkegaard "insanlar kıyıda toplanır, durumu uzun uzun tartışır ve buzun kenarına kadar gidip tehlikesizce geri dönen kişiyi alkışlar. Bu gösteriyi yapan kimse buz tabakasının tehlikeli kısımlarına yaklaşmamıştır bile". Ezcümle cesaretin kendisi değil, cesaretin gösterisi toplum tarafından ödüllendirilir. Bu ödüllendirmeyi yapan toplum ise ancak bir hayaletten ibarettir. Kamu, gerçek insanlardan oluşan somut bir topluluk değil, basının ürettiği soyut bir kalabalıktır. Kimse onun adına sorumluluk almaz ama herkes onun adına konuşur. Sorumluluğunu kimsenin almadığı, fakat herkesin kendisi üzerinde hak iddia ettiği bu toplumu üreten, aslında var olmayan bir olgu üzerinde sürekli tepişen basındır.
Aradan geçen yüz seksen yıl, bendenizi en fazla Kierkegaard'ın günümüz dünyasını görmeden böyle bir yorum yapmış olması cihetiyle hayrete düşürür. Hakikaten, 1846'nın dünyasını, sorumsuzların teşhircileri ödüllendirdiği bir dünya olarak tarif etmişse bir filozof, günümüz toplumunu nasıl görürdür diye düşünürüm. Teşhisine kıymet verdiğimiz filozofun, tedavi önerisi ise bir diğer şayan-ı hayret tespitidir: bu niteliksizlikten kurtulmanın, en azından beri olmanın yolu, O'na göre fert olmaktan geçer. Kuru kalabalıktan, kalabalığın etkilerinden yahut bu kalabalığın bir parçası olma riskinden kurtuluş, kalabalığa karşı yeni bir kalabalık kurmakla değil, fertlerin ferden ferda, kendi başlarına olabilmeyi amaçlama cesaretleriyle mümkündür. Fert olmayı, müstakil olmayı göze alamayıp, kendilerini ancak bir kolektifin parçası olarak var kılabilen insanlar bu kurtuluşa erişemez.

11