Deniz Göktaş üzerinden iktidar mücadelesi

B.

Kendilerini dokunulmaz ve sorgulanamaz, ötekini sürekli dokunulur ve sorgulanır kılmak bir iktidar mücadelesidir. Siyasal iktidarı yıllar yılı sosyal ve kültürel iktidarlarına alet olacak bir kurum olarak görenler, devlet aygıtını çarıklıları hizada tutmak için kullananlar bu aygıtı kaybettikten sonra şirretlikleriyle sosyal ve kültürel iktidarlarını korumak istedi. Kendilerine yönelik her türlü sorgulamayı yaşam tarzına müdahale adıyla yaftalayan ve bir anda medeni insanlarda rastlayamayacağınız hal ve tavırlara bürünen bu garip kitle ilginç şekilde ötekini tahkir ve tezyif etmeyi, sistematik şekilde konu etmeyi bu iktidar mücadelesinin bir parçası olarak görüyor. Çok sesliliğe ve konuşma hürriyetine ne kadar açık olduklarını son olarak butlan sürecinde deneyimledik. Özgürlük diye inildeyenlerin içlerinde muhteris diktatörcükler yaşadığını hepimiz gördük. Şimdi ise senin kutsalın-benim kutsalım üzerinden kendilerinin asla sorgulanamaz bir iktidar alanına sahip olduklarını ispat etmeye çalışıyorlar.

Muro filmi gösterime girince "devrimcileri tiye alıyor" diyerek İstiklal Caddesi'ni birbirine katanlar, komedyen Gökhan Ünver'i verdiği tepki üzerinden değil vermediği tepki üzerinden mahkûm edip ekmeğiyle oynayanlar ilginç biçimde birdenbire demokrasi ve özgürlük havarisi kesildi birkaç gündür. İşte bu tam olarak bir iktidar savaşıdır. Türkan Saylan'ın 20 yıl evvel söylediği sözü gerçek zannedenler hala ülkenin gerçek ve yegane muktedir sınıfının kendileri olduğunu, AK Parti iktidarının ise dönemsel bir sapma ve siyasal bir hatalı tercih olduğunu ispat etmek peşindeler. Bu kitle sorgulanır kutsal ile sorgulanamaz hassasiyetler mukayesesi yaparak ülkenin sosyal normlarını belirlemek hevesiyle sürekli bir dayatma içindedir. Neyin mizah olabileceğine, komedyenin ne söyleyeceğine, ne söylemesi gerektiğine, neyi ise aklının ucundan bile geçirmemesi gerektiğine bunlar karar veriyor. Elbette bunlar hangi ülkede yaşadıklarını bilmiyor değiller. Aksine hangi ülkede yaşadığını gayet iyi bildikleri için bilinçli ve organize şekilde böyle bir iktidar şovu yapmak ihtiyacı içine girmektedirler. Sayısal olarak azınlıkta olsalar dahi niteliksel olarak çoğunlukta olduklarını düşünmeleri sebebiyle bunun hak edilmiş bir iktidar olduğuna iman ediyorlar.

Elbette gelinen bu noktada AK Parti'nin ve muhafazakar çevrelerin kabahati ve eksikleri olduğu açıktır. Siyasal mücadeleyi ve iktidarı yegane ve hakiki iktidar zannederek sosyal ve kültürel iktidar mücadelesini ihmal etmek gelinen bu noktada muhafazakar cenahın ve AK Parti siyasetinin ihmalkar davrandığını bir kere daha ortaya koydu. Sokak ortasında taciz edilen başörtülü kadınların haberleri vaka-i adiyeden hale geldi. Asla dönüşmeyecek bir iktidar alanları olduğunu ve "öteki" kabul ettikleri bu toprakların gerçek sahiplerinin değerlerini sorgulama hakkını kendilerine tabi olarak verenin de bu iktidar olduğunu düşünmeleri sebebiyle kendi belirledikleri standart haricinde hiçbir şeyin konuşulmasına müsaade etmeyeceklerini zannediyorlar. Bu noktada siyasal iktidar duvarına çarpıyor oluşları ise ağırlarına gidiyor, bu durumu anlamlandıramıyorlar. Muhafazakarlar ise içini bir türlü dolduramadıkları "bunlarla kutuplaşacağız" sloganının arkasında dağınık şekilde hizalanıyorlar. Sanki ülkenin azınlığı ve muhalefet unsuru Türkiye muhafazakarıymış gibi... Asıl ele geçirilmesi gereken iktidar mühmel bırakılınca salt siyasal iktidar sizi muktedir kılmıyor. Oysa AK Parti'nin asıl geçmesi gereken eşik, sosyal ve kültürel iktidar alanlarını genişleterek 25 yıllık siyasal iktidar sürecinin bir tesadüf ve tarihsel sapma olmadığını ortaya koymaktır. Bu iktidar mücadelesi muhafazakarlar tarafından ihmal edilince anlamsız tartışmalar biteviye tekrar ediyor. Sürekli karşı karşıya olduğumuz tablonun yegane izahı esasen budur.