Demirelsiz Cindoruk konuşulmaz

Demirel'in hayatı tek mi, yoksa her rakibinin karşısında farklı bir kişiliğe bürünen siyasetçinin mi yansıması sorusunda, Cindoruk örneği bizi ne öğretiyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Süleyman Demirel'in çok yönlü siyasi hayatını analiz ederken, onun etrafındaki isimlerin—özellikle Hüsamettin Cindoruk'un—nasıl bağımsız kimliklerini kaybettiklerini tartışıyor. Cindoruk örneğinden yola çıkarak, Demirel'in gücünün diğer siyasetçileri araç haline dönüştürmüş olabileceğini ileri sürüyor; peki belki de bu, siyasetin doğasında var olan bir dış etki mi, yoksa kişisel zayıflığın belgesi mi?

B.

Süleyman Demirel acaba tek bir hayat mı yaşamıştı diye düşünürüm zaman zaman. Sadettin Bilgiç'in karşısında Demirel, Ecevit'in karşısında Demirel, Kenan Evren'in karşısında, Turgut Özal'ın karşısında, Tansu Çiller'in karşısında Süleyman Demirel... kimin karşısındaysa ve kimin namına mücadele ediyorsa o hüviyette bir Demirel resmi çıkıyor karşımıza. Hatırımıza en çok 28 Şubat'ta cuntacıların yanında ve halkına karşı bir Demirel resmi geliyor; ahiri o şekilde olduğu için hafızamızda o şekilde tebellür ediyor. Oysa 28 Şubat'tan çok değil 1.02 sene önce Mehmet Ali bir anda verdiği mülakatta " ben hep milletin yanında yer aldım" demişti. Daha sonra en pasif döneminde Erdoğan'a karşı bir Demirel hatırlıyoruz. Göz kapakları artık düşmüş, erzel ömre adım atmış, fiziki olarak pek çok zorlukla mücadele eden, yarı asırlık yol arkadaşı Nazmiye Hanım'ı ebediyete uğurlamış bir Demirel'di bu. Ne hikmetse statükosunun yanında yer almayı tercih etti. Bu haliyle hatırlayıp kendisi hakkında son derece menfi konuşan bir dostuma "bir tek Demirel tanımadık ki biz; pek çok Demirel tanıdık ve bunların bazıları rahmetle yad edilecek adamlardı" demiştim. Mutlak iyi iade etmeye niyetlenen bir dostum olursa kendisine yine benzer şeyleri söylerim. Bazı Demireller var ki hiç hayırla yad edilesi değil. Allah hüsn-ü akıbet nasip etmiştir inşallah.

Hüsamettin Cindoruk öyle bir adamdı ki Demirel'den bahisle konuşulabilirdi ancak; öldü ve biz Cindoruğu konuşmaya Demirel ile başladık. Yassıada avukatlığı süreci, Adalet Partisi dönemleri, DYP genel Başkanlığı emanetçiliği, Demokrat Türkiye Partisi macerası, CHP'nin akıl hocalığı dönemi... bunların her birisi bir başka macera, bir başka vetiredir. Ancak bu dönemlerin tek bir ortak noktası vardır; yazsa da duruşmaları sonrası yolu Demirel'le kesiştikten sonra Cindoruk diye bir kimse var olmamıştır. Sanki hiçbir iradesi yokmuş da gassalin elindeki meyyit gibi, kuklacı hangi ipi kaldırırsa o organı hareket eder kukla gibi idi Demirel'e yoldaşlık ederken. Herhangi bir meselede şahsi fikri var mıydı bilmem; tanımak, tanışmak nasip olmuştu. O kuşağa dahil olup da Türk siyasetinde bir şekilde yer almış herkes gibi hürmete layık gördüm ve hürmette kusur etmemeye gayret ettim. Fakat şu kanaatim henüz genç bir adam iken de takarrür etmişti: merhum Cindoruk, Demirel'in elinde gassalin elindeki meyyit gibidir. Ezcümle rahmetli manen vefat edeli aslında elli seneden fazla olmuş; Demirel'in şahsında, ona yapışık şekilde imrar-ı hayat ediyordu. Vefat etti gitti Cindoruk, kendisinden yola çıkarak analizi yapılabiliyor mu diye şöyle bir bakarsanız hakikatle yüz yüze gelirsiniz. Demirel'le yolu kesiştikten sonra Cindoruk diye bir kimse müstakil olarak yaşamadı. Bugün tertip olunacak cenaze ancak bir şekil şartıdır. Allah rahmet eylesin kusurlarını affeylesin.