Canlılar kıymetli eşyalar mıdır

B.

Tokat'ın Almus ilçesinde adını şimdi hatırlayamadığım bir köyde yaşayan teyzemiz kendisinden pekmez koymak için Pet şişe isteyen oğluna "veremem evladım, benim başka şişem yok" demişti birkaç yıl evvel. Bahse konu şişe ise şu 1990'ların başında, altına mavi tabak takılan oval ipli şişeler vardı ya, işte o şişe. Nuh Nebi'nin gemisinde muhtemelen o şişelerden vardı. Hakikaten teyzenin başka şişesi yokmuş. Dilediğiniz kadar pekmez alabileceğiniz bir yerde bir tane pet şişe alamadığınızı düşünmek zannederim pek çoğunuza zor gelmiştir. Zira her birimiz gündelik hayatta plastik şişeyle suyu içip şişeyi çöpe atan, ıslak mendil ile elini yüzünü silip mendili çöpe atan, kağıt tabak kullanıp tabağı çöpe atan bir gündelik hayat pratiğinde imrar-ı hayat ediyoruz. Elimizde değer verebileceğimiz çok az obje var. Eskiden olduğu gibi koleksiyonerlerin, asar-ı atika toplayanların mebzul olduğu günlerde de yaşamıyoruz. Zaten bir şekilde böyle şeyler toplayan insanlar eskisi kadar hayretini celbetmiyor hiç kimsenin.

Hayatındaki bütün eşyalar sıradan, vazgeçilebilir, ucuz şeyler olan bugünün insanı bir şekilde kendisinden kolay kolay vazgeçemeyeceği, onsuz yapamayacağı bir şeylere ihtiyaç duyuyor. İşte bu kimi zaman otomobil kimi zaman çocuk kimi zaman ise köpek oluyor. Bundan kırk-elli sene önce köstekli saatine rabt-ı kalp edenlerin yerini şimdi köpeğine, çocuğuna, arabasına kıymetli obje değeriyle rabt-ı kalp biten kimseler aldı. Unutulmasın ki çölde yaşayan bir bedevinin dahi dünyada birtakım şeylere kalbini bağlayarak var olmak gibi bir ihtiyacı vardır. Elbette ben de biliyorum evladın yahut köpeğin eşya olmadığını velakin maalesef günümüzün insanı bu kıymetli eşya ihtiyacını teskin edecek obje ilişkisini ancak bunlar üzerinden tesis edebiliyor. Bir zamanların namlı ustalarının yerine seri üretim fabrikasyon ve illaki ucuz mallar alınca hakikaten kıymetli bir gündelik hayat eşyası bulamaz hale gelen insanın refleksidir bu. Ve bir de hiçbir eşyanın biricikliğini kalmadığı bir vasatta olduğumuz gerçeği var. Beyefendinin o çok beğendiğiniz paltosunu nerede diktirdiğini sormak yerine şöyle bir aralayıp etiketine bakarak aynısını temin edebiliyorsunuz birkaç saat içinde. Hal böyle olunca o şeye değer vermeyi anlamsız görmeye başlıyorsunuz. Vereceğiniz değer en fazla maddi değer üzerinden, sizi ne kadar masrafa soktuğu ile ilgili bir paha kıymetidir. Değer vereceği bir eşyası olmayan insanın, isim verdiği eşyası da olmaz. Oysa malumunuzdur, eskiler eşyaya isim verme konusunda oldukça mahirdi. Yine büyüklerimizden dinlemişsinizdir, çok kıymetli eşyasını isteyenlere verilebilecek en aksi cevapları veren, o eşya bir şekilde zayi olunca etinden parça koparılmış gibi feryad eden eskilerin hikayelerini. İşte şimdi benzer ilişkiler ev-araba-çocuk-hayvan üzerinden kuruluyor. Bunlar, bir şekilde ya hakikaten biricik yahut çorap değiştirir gibi değiştiremeyeceğiniz ve hayatınızın merkezinde yer alan şeylerdir.