B.
Sohbetinde teselli bulduğum bir büyüğü bir vesileyle söylediği şu sözler kulağıma küpedir: "ordumuz seferlerden bir sefere çıktı; Mohaç'a, Varna'ya, Kosova'ya, Niğbolu'na... hangisiyse işte. Elli-yüz bin adam; içlerinde askerleri var, aşçıları var, hizmetlileri var, genci var, yaşlısı var... fakat o kalabalık içinde illaki iyisi var, kötüsü var, namuslusu var, namussuzu var, merhametlisi var, zalimi var, helal yiyeni var, haram yiyeni var. Çetelesini tutacak halimiz yok, sen gazaya bak, orduya bak, hedefe bak. Hedefi iyi olupta ekseriyeti düzgün olanlardan oluşan bir ordudur bizim ordumuz. Bu ordu içinde her türden adam olur. Yapı güçlü olursa eğer, Ordu içindeki zalimin zulmetmesine, haraminin haram yemesine, gasıpın gasp etmesine mani olur. Yok eğer yapı zayıflarsa üç-beş serserinin fenalığına mani olunamaz, manzara acılaşır. Fakat o halde dahi ordu bizim ordumuzdur hedef bizim hedefimizdir..."
Bu sohbeti dinleyene kadar süngüm çok çabuk düşerdi, gördüğüm fenalık her neyse şevkimi kırardı, esas hedeften şaşar, kendimi kapatırdım bir süre. Kulağımdaki küpe o gün bugündür kulağıma büyük tembihini fısıldıyor: yoluna bak, manilere ve şerirlere aldırma. Ordu'nun hüviyeti komutandan anlaşılır, ayak takımından değil; tarih komutanları yazar, serserileri değil. Hem ben, benim olana, üç-beş yanaşma yüzünden neden sırt döneyim Kulağım bugünlerde çok ağrıyor, küpe ağır ağır çekiyor aşağıya doğru kulak memelerimi. Ve Attila İlhan'ın dediği gibi, ne zaman bir yaşamak düşünsem "dur" deyip adıyla başlıyorum; bize kendisiyle başlanacak bir isim veren sahibimiz var. Ondan gayrısı teferruat, öncesi ve sonrası olmayan sabitemiz... bütün bunları düşünüyorum, yine de kulaklarım sızlıyor. Kim bilir belki de yirmilik dişim iltihaplanmıştır, ağrı kulağımda zannediyorumdur. Olamaz mı

2