Yazar, Spinoza'dan hareketle korku ve özgürlük arasındaki dengeyi tartışıyor; Batı merkezli modern eğitim ve değerler sisteminin gençleri hudutsuzlaştırması sonucu bazı trajedilerin yaşandığını ileri sürüyor. Ancak silah temin etme yönteminden ziyade, bu kadar 'korkusuz' hareket eden çocukların aslında hangi değer sisteminden koptuğu merakı içinde yazı, sorunu tek bir faktöre indirgemenin yeterli olmayacağını ima ediyor.
B.
"Korkacak, çekinecek bir şeyi kalmama" durumunu özgürlük olarak tanımlayan Baruch Spinoza, kişinin kendisini gerçekleştirebilme çabası ve sürecine Conatus adını vermişti. Conatus'un olmazsa olmaz bir hassasıdır korkmamak ve çekinmemek; ne ölümden ne Tanrı'dan ne de aşkın belirleyicilerden. Adeta bileşik kaplar teorisi gibi, biri arttığında biri azalan bir şema tarif eder bizlere Spinoza. Korku azaldıkça özgürlük artar, korku arttıkça özgürlük azalır.
Teknik yenilikleri yetik malımız bilip kendimize getireceğiz diye çıktığımız yolda medeniyetimizi ve değerler silsilemizi de Batılı normlarca belirlememiz gerektiğine ikna olduk olalı zihnimizdeki teşviş artarak çoğaldı. Hepimiz biliriz ki, değerler silsilemize ilk adımı "çekinmek"le, bir parçada korkmakla atarız. Hududu aşmaktan, haddimizi bilmemekten, belirlenen kurallara riayet etmemekten çekilmeyi tembihleyerek başlatırız hikayeyi. İttika diyerek başladığımız bu anlatı bir yerden sonra indikten süzülerek edep olarak tarif edilen noktaya varır. Elbette hata da ederiz, lakin hatamızı fark ettiğimiz anda bu yanlışlıktan dönmemekten de korkarız. Korkusuzluk ve hudutsuzluk da bizleri korkutur. Bu öyle boş bir tehdit olmanın ötesinde, Allah'tan ittika edince bizlere mutlaka bir çıkış yolu göstereceğine inanır, hesap edilmeyen rızıklarla merzuk olacağımızı vaat eden Allah'a itimat ederiz.
Temelini Batı değerlerinden alan modern ahlak, bilimsel pedagoji, gelişim psikolojisi gibi kurumlar ise bizlere tam tersini söyler. Spinoza gibi korkuyu yendikçe özgürleşeceğimize ikna etmeye çalışır bizleri bu kurumlar. Sanki mayıs tarlasında biten hüda-i nabit yabani otlarmışız gibi, sanki dünyaya ve hayata yönelik hiçbir kabulümüz yokmuş gibi bu söylenenleri büyük bir hevesle kabul ettiğimiz demde özgür bireyler yetiştireceğiz diye hudutsuz, çekincesiz, korkusuz gençler yetiştirir olduk. Değerlerimiz bir yana fizik kaideleri ile dahiar ve derhal de bulduk gençlerimizin bir kısmını. Ölmeyi bayılmak zannedenler, hakikaten korkulması gereken şeyleri tanımayanlar, bırakın mahlukata kendisine de merhamet etmeyenler bu hudutsuzluk ve ölçüsüzlüğün mahsulüdür.

5