Asıl tartışmamız gereken

B.

Büyük Konstantin Roma'yı bir arada tutacak bir ideal arayışına girdiği dönemde, kendisi de bir pagan olmasına rağmen Hıristiyanlığı bütün milletlerin üstünde bir kuşatıcılık olarak keşfetmiş ve bunu politik olarak kullanmayı amaçlamıştı. İmparatorun bu niyeti amaçladığı sonuca ulaşamadı. Fakat din motifi o devirden bu yana kozmopolit imparatorlukların bir arada tutulması için kullanılabilecek en temel vasıta olarak kabul gördü. İran İslam Cumhuriyeti, İran'ın bir cumhuriyet olarak önündeki yegane alternatifti ve ne kadar işe yaradı hepimizin malumu. Safevilerden beri Şia'yı bir kimlik ve sınırları dışındaki Şiileri mobilize edebilecek bir aygıt olarak kullanan İran, Pehlevi hanedanı ile bir başka mecraya, Batılılaşmaya yelken açmıştı. Devrim sonrası tesis edilen baskıcı Cumhuriyet, Şia kartını İran'da ve sınırları ötesinde azami derecede oynamayı başardı. Türklerin, Kürtlerin, Arapların vesair azınlıkların milli hisleri ve talepleri büyük oranda, hakim hale gelen Şii himayeti ile gölgelendi. Öte yandan bu rol, İran'a sınırları ötesindeki paramiliter güçleri kendi name hesabına harekete geçirebilme iktidarını sağlıyordu. Son günlerde İran'da meydana gelen sokak olayları, Pers vurgusunun yeniden yükseldiği ve devrik Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin aktif aktör haline gelmeye çalıştığı bir sürece dönüştü. İran bu saatten sonra yeniden bir Şah tarafından idare edilecek meşruti bir monarşiye evrilir mi diye düşünenler ve bu senaryoyu ciddi ciddi tartışanlar var. Pers vurgusu ile İran'ı yeniden bir Şah'ın idaresi altında bir arada tutmanın mümkün olup olmadığını ise tartışan sayısı ne ilginçtir ki oldukça az. Evet, İran rejimi asla yıkılmayacak kadar sağlam bir rejim değildir. Aksine yolsuzluklar ve yapısal sebeplerle meydana gelmiş İran'a mahsus kast ayrılıkları halkın rejime karşı gönülden bir bağlılık geliştirmesini olanaksız kılmaktadır. Bununla birlikte İran ancak bu baskıcılık ve Şia'yı idealize ederek patchwork karakterli nüfusunu bir arada tutabilmektedir. Şu halde karşımızda çok ciddi bir soru vardır ve bu soru Türkiye'nin bundan sonraki doğu güvenliğini de doğu ile ilişkilerini de derinden etkileyecek mahiyette bir cevaba sahiptir: İran'da rejim değişirse, İran bir arada kalabilir mi Azerbaycan başta olmak üzere milli hassasiyetlere sahip topluluklar, istiklal hareketlerine girişebilir mi Sorduğumuz bu sorunun en muhtemel cevabı, olası bir rejim değişikliği sonrası İran'ın parçalanarak küçük ve bölge dengelerine daha az etki eden bir devlete evrileceği şeklindedir. Maalesef Türkiye'de bu meseleler ciddi analiz konuları olmanın dışında, magazin figürleri üzerinden yürütülen beşinci kol faaliyetlerinin konusu olarak görülmekte. Kamuoyu ilginç bir şekilde İran'ın parçalanması projeksiyonuna yönelik talepleri destekleyen medya figürlerinin söylemleri üzerinden hadiseyi analiz etmekte. Asırlık diskurumuz seküler-şeriatçı gerilimi şeklinde lanse edilmeye çalışılarak Türkiye kamuoyunda buna teşne toplum kesimlerinden destek bulmayı amaçlayan bu çabalar, İran'da yaşanması muhtemel dönüşümün asıl mahiyetini gölgeliyor. Biz olması gerekeni yapar, hadiseye Türkiye zaviyesinden yaklaşırız. Bölgede çok güçlü İran ne kadar istemediğimiz bir şeyse güçlü İsrail de istemediğimiz bir şeydir. İran halkına özgürlük getirecek bir dönüşümden dem vuranlar bölgedeki bütün gerilimlerin asıl hedefinin büyük ve güçlü İsrail'i meydana getirmek olduğunu görmüyor olamazlar. O halde bu heveskarlık nasıl izah edilebilir Asıl bunu tartışalım.