B.
Alman sosyolog Norbert Elias, Marksizm'in burjuva yorumuyla işçi yorumu arasındaki farkı ortaya koyarken, burjuva Marksizm'inin ahlaki ve düşünsel bir sahada kalmasına karşın işçi Marksizm'inin eşitsizliği işçi lehine dönüştürecek bir pratikte ilerlediğini söyler. Elbette Alman burjuvası eşitsizliğin kendi aleyhine dönüşmesini arzu etmeyecek kadar çıkarcı, öbür yandan Marksizm'i füturistik bir dünya görüşü olarak benimseyecek kadar aydınlanmacı mahrumiyete duçar bir sınıf olarak Marksizm'i kendi ölçeğinde tartışmıştır. Türkiye'de ezilen sınıfların dönemsel istisnalar hariç genellikle sola teveccüh etmiyor oluşunun en önemli sebebini Elias'ın yaptığı bu analizdeki izaha benzer bir yerde bulabiliriz. Bu yazıyı yazarken kendisini solcu olarak tarif eden bir dostuma sordum aynı soruyu "acaba Türkiye'de alt sınıflar neden kurtuluşu solda aramazlar sence" diye; "dinsiz damgası yememek için" dedi dostum. Elbette dinin önemli bir faktör olduğu inkar edilemez. Velakin bu faktöre yaklaşımın hangi zaviyeden olacağına nispetle analizimiz yön değiştirebilir. Biz Elias'tan yola çıkarak hadiseyi anlamlandırmaya çalışalım; bu zaviyeden de varacağımız yer zaten din olacaktır.
1960'larda yükselen sol hareketlerin herhangi bir surette kitle hareketi olduğunu iddia etmek oldukça zordur. İşte tam olarak bu sebeple 68 gençlik hareketleri tarifi hem oldukça doğru hem de memnun eden bir tanımlama olarak genel kabul görmüştür. Buna karşın söz konusu hareketlerin toplumun özellikle alt kesimlerince benimsenen kitle hareketleri olarak zikredilmemesinin en önemli sebebi, Elias'ın burjuva Marksizm'i olarak tanımladığı cinsten üsttenci dünya görüşünden öte bir şeye evrilmemiş olmasıdır. Elbette eşitsizlik ve baskı üzerine bina edilmiş bir retoriğe denk gelmemiz mümkündür; buna karşın mütemadiyen sürüp giden bir bilinçli-bilinçsiz, aydın-cahil dikotomisi Türkiye'deki sol hareketlerin asıl motivasyonunun ne olduğunu ortaya koyar. Bu sebeple Türkiye'de sol, kendisi haricindeki toplum kesimlerini kucaklamaktan ziyade bunları aşağılamayı tercih eder. Gelinen nokta itibarıyla bunun hak edilmiş bir burnu büyüklük olup olmadığı ise bir başka tartışma konusudur. Asıl tartışılması ve anlaşılması gereken husus ezilenlerin değil, vehmi bir üstünlükle ezmeye çalışanların ideolojisine dönüşen Türk solunun dünya sol geleneği içinde neye tekabül ettiği sorusudur. Cevabı solumuz için acı olduğundan ve sol haricinde hiç kimsenin solu tartışmaya hevesi olmadığından cevaplanmaya bir türlü niyetlenilmemiş bir sorudur bu. Kesin cevap vermenin mümkün olmadığı bu soruya en azından aşağı yukarı bir cevap bulmak zannederim hepimiz için rahatlatıcı bir şey olur. Zihnim bugün bu konuyla meşguldü. Ben de bundan bahsedeyim istedim. Vesselam.

2