B.
Avrupa Birliği bir süredir geleceğe ait bir kurum olmaktan ziyade geçmişe ait söylemlerin toplamı olarak faaliyet yürütüyor. Bugünün sorunlarına ve geleceğe yönelik çok az yorum görüyoruz Avrupa'nın karar mekanizmalarında. Gerçek sorunların konuşulmasından ziyade huzursuz ve memnuniyetsiz toplumu teskin edecek söylemler çıkıyor karşımıza. Son olarak Avusturya başbakanı Stocker'in hiç kimsenin anlam veremediği "en önemli sorunumuz İslamcılık" söylemi bu cümledenedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası hiç daralmadık şekilde daralan ekonomiye, uluslararası arenada İsrail'in suç ortaklığına, Rusya ile süren gerilimin aşılamaz bir noktaya ulaşmış olmasına bakmadan ülkenin en önemli problemini, Avrupa değerlerine uyumsuz göçmenler olarak öneriyor başbakan. Bu Avrupa birliği içindeki ülkelerin geldiği noktayı ortaya koyan sadece bir misaldir. Rusya ile ilişkilerin normalleşmesini savunanlar her geçen gün daha büyük destek topluyor, İsrail Avrupa toplumunda hiç eleştiremediği kadar eleştiriliyor, geleneksel siyaset Avrupa toplumu açısından bir umut olmaktan çıkıyor. Sistem Avrupa'da da savaş sonrası dönemde hiç olmadığı kadar merkezileşmiş durumda. Kıtanın geneline baktığımızda, bir zamanlar hepimizin şeceresini sayabileceği kadar iyi tanıdığı karizmatik politikacılardan bir eser kalmadığını görüyoruz. Böyle bir ortamda İzlanda Avrupa Birliği'ne giriş referandumuna açıkça hayır diyor. Birlik üyesi ülkelerin politikaları da birliğe olan güvenin her geçen gün düştüğünü ortaya koyar mahiyette.
Viktor Orban'ın Macaristan seçimlerini kaybetmesi, Avrupa Birliği'nin yeniden tazelenerek yükseldiği yorumlarına sebebiyet vermişti. Oysa Macaristan sokağını biraz olsun bilen herkes aynı yorumu yapmıştı: Orban'ın seçimleri kaybetmesi, AB'ye karşı negatif tutumu yahut NATO'ya açıkça karşı duruşu sebebiyle değil, Pandemi sonrası ekonomik şartların Macar halkını getirdiği durum sebebiyleydi. Avrupa Birliği ne Macaristan'a ne Slovakya'ya ne de benzer ülkelere bir zenginlik ve refah getirdi. Değişen tek şey kimlik ve imaj oldu. Avrupa'nın doğuş Avrupa'nın batısı için hiçbir zaman gerçekten Avrupa'nın bir parçası olarak görülmedi. Böyle bir ortamda İzlanda'nın birliğe hayır demesi hiç de şaşırtıcı değil.

15