İran savaşı modern dünyâ târihinin en mühim kırılmalarından birisini hazırlıyor. Siyonist İsrâil ve Evangelikalist ABD'nin ölçüsüz siyâsetleri İran'da sert bir mukavemetle karşılaştı. ABD ve İsrâil bu gelişme karşısında kendi sonlarını hazırlayacak yeni aşırılıklarla karşımıza çıkıyor. Trump-Hegseth-Rubio üçlüsü, Netanyahu-Ben Gvir-Smotrich üçlüsü ile el ele vermişler, kendi mukadder çöküşlerine doğru yol alıyorlar. Dünyâda yalnızlaşan, inandırıcılığını kaybetmiş, hegemonyası sarsılan ABD'de irili ufaklı binlerce kentte milyonlar ayakta. İsrâil ise içeride çalkalanıyor. Ne var ki bu gelişmeler onları durduramıyor.
Trump modern dünyâ târihinde eşi menendi görülmemiş tutarsız açıklamalarını yapıyor. Sabah başka, öğle başka, akşam başka konuşmasına alışmıştık. Ama artık aynı konuşma içinde iler tutar tarafı olmayan lâflar çıkıyor ağzından. Adetâ sayıklıyor. Etrafa savurduğu hakâretlerin haddi hesâbı yok.
İsrâil'de son çıkarılan ve sâdece Filistinli mahkûmlara tatbik edileceği duyurulan idam kânunu Knesset'de azgın Siyonistler tarafından şampanya ile kutlandı. Hukûkî eşitliği hiçe sayan, düpedüz ırk ayırımcılığı güden bu adım karşısında insan hakları şampiyonluğu yapan Batı'dan tık çıkmıyor. Dünyânın, medeniyetin hâl-i pür melâlini bundan daha güzel ne gösterebilir
Sıkıştıkça daha da çılgınlaşan Siyonist ikili, kara harekâtı üzerinden savaşı uzatma karârı almış görünüyorlar. Savaş dünyâya, başta enerji, tedârik ve muhaberat temelinde taşınması imkânsız yükler doğuruyor. Eğer İran savaşı uzarsa dünyâ ekonomilerinin dehşet bir stagflasyona mâruz kalacağı muhakkak. Yâni eş anlı olarak enflasyon ve durgunluk yaşanacak. Fabrikalar, iş yerleri kapanacak. Muazzam bir pahalılık ve kıtlık doğacak. Bunların yeni bir barbarlık çağını başlatacağı da âşikâr. Pekiyi, Siyonist ikili bunların farkında mı Umurlarında bile olmadığını görüyoruz. Kara harekâtını hayâta geçirecek olurlarsa daha da batacakları ve rezil olacaklarını aklı başında herkes görüyor. Uzatmayayım; bu gidişâtın sonu yok. Dünyâ bu kadar aşırılığı kaldıramaz. Üç vakte kadar dünyânın bu siyâsî askerî manyaklığa son noktayı koyacağını düşünüyorum. Ne Netanyahu ne de Trump'ın bir istikbâli olduğunu zannediyorum.
Buraya kadar olan değerlendirmem mâkul olanı esas alıyor. Ama onu sorunlu hâle getirecek başka bir ihtimâli atlıyor değilim. Mâkûl olan ile gayrı mâkûl olan târihte bu kadar keskin ayrışmıyor. Acaba, normal zamânlarda insanlığın bir çırpıda reddedeceği çok derin, çok katmanlı çok kapsamlı ve çok köklü bir dönüşümü insanlık kamuoyuna kabûl ettirmek için "birileri" bu delileri mi seferber ediyor Bize ölüm gösterilerek sıtmaya râzı mı olmamız istenecek Eskiden olsa bu soru geldiğinde, komplo teorilerine sürükleyeceğinden endişe eder; onu zihnimden hemen kovardım. Ama artık normalleri olmayan bir dünyâyı idrâk ediyoruz. Eğer şâhidi olduğumuz Siyonist-emperyalist azgınlık târihin bir artığı olmayıp ana gövdeyi meydana getiren şeytânî canavar bir akıl tarafından güdüm-leniyorsa durum daha da vahim demektir. Bu durumda Trump-Netanyahu ikilisinin çılgınlıkları son sınırına kadar seferber edilecektir. İran'a karşı başlatılacak kara harekâtı ve savaşın daha da yayılmasını yadırgamamak gerekir. Bu senaryo içinde her ikisinin raf ömrünün ne olacağı artık ehemmiyetini kaybediyor. Elbette bu da olacaktır. Ama mesele onların tasfiyesinden sonra bizi nasıl bir dünyânın beklediğidir
Trump ve Netanyahu'nun muhtemel, bana kalırsa mukadder tasfiyesinden sonrasını tahayyül edebiliyor muyuz Dünyâ yeniden normallerine kavuşabilecek, mevcut kurumlar yeniden işlev kazanabilecek midir Bugün Trump ve Netanyahu'ya karşı yükselen, nefret yüklü tepki dalgalarının yarın nerelere sürükleneceğini biliyor muyuz
Sistemik seviyede bakıldığında meselenin Trump veyâ Netanyahu meselesi olmadığı hemen anlaşılabilecektir. Evet, dünyâ kapitalizmin sistemik derin krizleridir ana mesele. Bu çılgın kadroların raf ömürlerini doldurup tasfiyesi esas meseleleri çözmüyor. Yerleşik sistemin kendisi krizlerine bir cevap veremiyor. Bunun en fazla farkında olanlar sistemin hâkim güçlerinden başkaları değil. Son Davos Toplantısı buna dâir çok dikkat çekici ipuçları ortaya koyuyordu. Ezberimize aldığımız, onun yerleşik kodlarıyla düşündüğümüz dünyâ artık gözümüzün önünde çöküyor. Düşünürken başvurduğumuz kavramlar tel tel dökülüyor. Zihinlerimiz derin bir boşluğa düşüyor. Sistemi yenileyecek ve yeniden inşâ edecek olan maddî güçler ise olağanüstü bir gelişim dinamiği yakalamış durumda. Marx haklı olarak üretici güçlerin yükselişi karşısında durulamayacağını yazıyordu. Bu defâ da öyle oluyor. Bu geçişin peyderpey yaşanmadığını, çok keskin ve hızlı seyrettiğine de şâhit oluyoruz. Yeni âletler hızla eskilerini tasfiye ediyor. Günlük hayatlarımız dönüşüyor. Bunların günlük hayatlarımıza girmesi bizlere sayısız konfor sunuyor. Onların büyüsüne kendimizi kaptırmış gidiyoruz. Mesele bu aletlerin günlük hayatlarımıza girmesi ile sınırlı değil. Bunların ne üretim ne de tüketiminde bir sıkıntı yok. Mesele bunların nasıl bir mübâdele sistemine oturtulacağı ile alâkalı. Evet kritik olan husus ne bunların üretimi ne de tüketimi ile alâkalı. Mesele Marx'ın da zamânında ıskaladığı mübâdele tarzının nasıl olacağı ve bunun nasıl bir dünyâ iş bölümü doğuracağı noktasında düğümleniyor. Mübâdele meselesi, evet merkezî bir ehemmiyette. Ama en az o kadar mühim olan, yeni sistemde bunun hangi siyâsî ve kültürel yapılarla eşlendirilip hangi tarz iktidâr ilişkileriyle disipline edileceğidir. Kıyâmet işte burada kopuyor. Bu evrede insanlığa kabûl ettirilmek istenen hususların çok ağır olacağı muhakkak. Bu ağır şartların kabûl ettirilebilmesi için eski sistemin efendileri bir yıkım işine giriştiler. Yâni sistemi yıkanlar bizzat sistemi kuranlar. Bu yıkım işinin en keskin evresi ise insanlığa bir barbarlık çağını yaşatmak. Ancak bundan sonra yeni sistem kendisini bütün kurum ve kuruluşlarıyla kabûl ettirebilecek.

3