Grönland, Somaliland ve Yemen

Haritaya bakıldığında birbirinden kopuk iki havza ortaya çıkıyor. Evet, Somaliland ve Yemen birbirine yakın; lâkin Grönland onlara çok uzak. Bu tarz bir yazı başlığı ilk olarak kafa karıştırıcı gelebilir. Ama kısa bir zaman zarfında bu coğrafyalarda yaşanan hâdiseler, ortaya birbiriyle iltisaklı çok düşündürücü manzaralar çıkarıyor.


İsrâil'in, dünyâda kimsenin itibâr etmediği Somaliland'in bağımsızlığını tanıması her şeyi tetikledi. Bu, İsrâil ile BAE'nin müşterek bir operasyonuydu. Mezkûr ikili, Somali'yi parçalayan Somaliland'i ele geçirmek sûretiyle Kızıldeniz'de uzun zamandır yürütmekte oldukları operasyonun bir ayağını tamamladıklarını düşündüler. Zâten Sokotra ada grubunu kendilerine bağlı bir üs hâline getirmişlerdi. Somaliland'e girmeleri, coğrafyanın batı kanadını tamamlıyordu. Durmadılar ve doğuda da harekete geçtiler. Yemen'de de Aden merkezli, kendilerine bağlı Yemen unsurlarını devreye soktular. Bu harekât, Kızıldeniz'in doğusunu da ele geçirmeye mâtuftu. Bu sûretle Somali'de ve bilhassa da oraya bağlı Sevakin Adası'nda kuvvetli anlaşmalarla sağlam bir varlık gösteren Türkiye'yi zayıflatmayı hedeflemekteydiler. Artık Kızıldeniz'in kontrolünü bu şekilde tamamlamış olacaklardı.
Gelin görün ki bu hâdiseler Suudî Arabistan'ı fenâ hiddetlendirdi. Abraham Anlaşmalarına dâhil edilmek istenen Suudî Arabistan hızla vaziyet alarak bu hedeften uzaklaştı. Hemen güneyinde İsrâil'in bu kadar etkin olmasına şiddetle karşı çıktı. Dahası, bu hadsiz gelişme, Hûsîlere karşı ittifak ettiği BAE'nden de kopmasına sebep oldu. Suudî kaynakları açık açık BAE'ni suçladı. İsrâil ve BAE ile müşterek hareket eden Yemen Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı unsurları vurdu ve dağıttı. Yemen'deki İsrâil varlığını asla kabûl etmeyeceğini ilân etti. Aden'de kontrolü Suudî Arabistan'a bağlı meşrû Yemen hükûmet kuvvetleri ele geçirdi. BAE, pılını pırtısını topladı ve Yemen'den kaçtı. Hâsılı, İsrâil-BAE müşterek plânı çökmüş ve gömülmüş oldu.
Suudî Arabistan, Somaliland'in İsrâil tarafından tanınmasına en fazla tepki veren iki Arap devletinden birisiydi. Diğeri ise Mısır'dı. Mısır, Kızıldeniz'in kontrolünün İsrâil-BAE'ne geçmesinin, çok da uzak olmayan bir gelecekte kendisi için doğuracağı tehlikenin farkında. İsrâil'in niyetinin, Süveyş'e alternatif yeni bir kanal açmak olduğunu biliyor. Onun için Kızıldeniz'in kontrolünün İsrâil-BAE ikilisinin eline geçmesini asla istemiyor. Bu sebeple o da Suudî Arabistan'ın çıkışına destek verdi.
İran tehlikesine karşı ittifak eden, adaş, lâkin aslında birbirlerinden hiç hazzetmeyen Suud ve BAE prensleri yolun sonuna gelmiş görünüyorlar. BAE, "İran ve Müslüman Kardeşler tehlikelerini" bahane edip, Suudları Abraham anlaşmalarına dâhil etmek için çok uğraştı ama bunda başarılı olduğu söylenemez. Burada Çin ve Katar devreye girerek İran ile Suudî Arabistan ilişkilerini normalleştirmeye muvaffak oldular. O kadar ki bu rüzgâr BAE'ne kadar da sirâyet etti. Ama BAE nihâi tercihini Hindistan-İsrâil hattından yana yaptı. Evet manzara bu: Suudlar yüzünü çevirirken, BAE Hindistan ile kaynaşıyor.
Ama esas vurucu gelişme, Suudî Arabistan ile nükleer kapasite sâhibi tek İslâm devleti olan Pâkistan arasında imzalanan askerî anlaşmalar oldu. Buna göre, tıpkı NATO'nun o meşhûr 5. Maddesi benzeri bir mekanizma kuruluyordu. Taraflar, birisine yapılan tecâvüzü diğerine yapılmış addetmeyi ve birlikte karşı koymayı taahhüt ettiler. İsrâil'i zora sokan da buydu. Bugünlerde İran'a saldırmayı önceleyen İsrâil bunda muvaffak olursa-ki çok zor- bir sonraki hedefinin Pâkistan olacağını-ki ondan birkaç kat daha zor- şimdiden öngörmek kâbildir.