Denizler, siyâset ve Akdeniz(1)

Kadim dünyâda kara ordularının, deniz ordularına göre tâli bir rolü vardır. Fetihler daha çok kara ordularıyla yapılır. Donanmalar ise daha çok hâkimiyet sâhasında ticâretin akmasını sağlamak için koruyucu bir işlev görürler. Osmanlı ve Roma donanmaları askerî kapasitelerinde tâli bir rol oynamıştır.

Modern dünyâ bu münâsebetleri ters yüz etmiştir. Zıraatin ileri teknolojiler vasıtasıyla kapitalistleştirilmesi verimliliği arttırmış, müstemlekelerdeki üretimin değer artışı kazanmasına sebebiyet vermiştir. Müstemlekeciliği fetihçiliğin bir türevi olarak düşünebiliriz. Ama aradaki nitelik farkını ihmâl etmeden. Diğer bir farklılık ise tuzlu suların ehemmiyetinin artmasıdır. Kadim dünyânın veri yapılarını ve teşkilâtlarını derinlemesine dönüştüren Atlantik Devrimi olarak bildiğimiz süreçler esâs olarak bir deniz aşırılık üzerinden tuzlu su devrimidir. Unutmamak icap eder ki, küresellik nevzuhûr bir hâdise değil, bizzat kapitalizme içkin bir niteliktir.

Ticârî ve sınâî kapitalizmin ordu yapılanmasında donanmaların daha baskın hâle gelmesini bu çerçeveye oturtmak gerekiyor. Herşey hammadde kaynaklarının ve dünyâ pazarlarının ele geçirilmesine dayanmaktadır.

Sanâyi kapitalizmi ile berâber işin veçhesi bir kere daha ve tamâmen değişti. Artık sermâye birikimin tamamlamış olan devletler müstemlekelerde yaptıkları üretimi kendileri yapmaya başladılar. Müstemlekelerdeki kaynaklar artık onlar için kendi kıt'alarında pazarlayacakları ürünler olmanın haricinde sanâyileri için hammadde değeri kazanan varlıklar hâline geldi. Artık onlar üretecek, başka dünyâlar ise tüketecekti. Sermâyenin genişlemesi olarak bilinen süreç esâsen buradan beslenir. Artık yeni bir evreye geçilmiş, ticârî trafik başka bir şekilde işlemeye başlamıştır. Müstemlekecilik ile emperyalizm farkı burada zuhûr eder. Bu aynı zamanda ticârî/zırâî kapitalizm ile sınâî, kapitalizm farkıdır.

Tuzlu suların ehemmiyeti moddern dünyâda zirve yapmıştır. Denizleri kontrol eden Birleşik Krallık ve Hollanda gibi devletlerin küresel hegemonyasının anahtarı da buradadır. Meselâ Napolyonik Fransa,Birleşik Krallık ile olan rekâbetini karasal askerî gücünü zirvesine ulaştırsa da kaybetmiştir. (Trafalgar Savaşı). Almanya da benzer bir âkıbete mâruz kalmıştır. II.Sanâyî Devrimi'nde Birleşik Krallığı sollamasına rağmen kıt'asal bir mahkûmiyet içinde sıkıştığı için bu avantajını kullanamamıştır. Alman modernleşmesi toprak soylusu müteşebbislerin hâkimihyetindde karasal bir sermâye birikim olarak tecessüm etmiştir. Birleşik Krallık, ağır bir bedel ödeyerek de olsa bu iki rakibini bükmeye muvaffak olmuştur. Hitler-Stalin yakınlığını bozmak ve Rusya'yı safına çekmek diplomasilerinin ve istihbâratlarının en büyük muvaffakiyetiydi. Ama neticede ağır bir bedel ödediler. O kadar ki, II.Umûmî Harp bittiğinde Birleşik Krallık ağır yaralıydı. , Rusya ve Almanya belâsını bir daha tek başına karşılamayacağını hesap ederek , gönülsüz bir şekilde de olsa ABD hegemonyasını kabûl etti.