Çarpık orta sınıflaşmalar ve suç

Okul katliamlarını suçlamaktan öte, eğitim sistemini sosyal çözümlerin sonucu değil sebebi olarak görmek ne kadar tutarlı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, çocuk suçunu aileye, dine, ideolojiye ya da eğitime indirgeyen basit açıklamaları reddederek, sorunun kökeninde tüketim kapitalizminin çöküşü ve disiplin mekanizmalarının çözülmesini görmektedir. Sistemik bir krizin siyasallaştırılmadan objektif tartışılması gerektiğini savunmaktadır. Peki ya devletler bu tartışmayı kasıtlı olarak kaçınıyor da değil midir?

Esâsen bu hâdise çok katmanlı bir yüzleşmenin ve hesaplaşmanın içinde tartışılmalar zincirini ve aynı katmanlaşma üzerinden bir kapsamlı, tesirli karar alma süreçlerini başlatmayı hak ediyor. Ama öyle olmadı ve olacak görünmüyor. Bu trajik hâdiseyi karşılayış ve ele alış tarzımızdaki zayıflıklar bunun alâmetidir. Evvela bunlara bir bakalım.

Meseleyi âileye indirgemek en ucuz tarzlardan birisi olarak dikkat çekiyor. Bu meselelerde kataloglar üzerinden düşünmek en hafifinden mes'uliyetsizliktir. Çünkü her şeyden evvel, kısa bir araştırmayla görülebilecektir ki ebeveynler çocuklarının mizacını belirleyemez. "Çocuğun suyunu verirsin; ama huyunu veremezsin" diyen hikmetli bir atasözümüz vardır ve bunu anlatır. İsterseniz seküler/bilimsel bir bakıştan hareketle, genetik, soyaçekim gibi kavramlara başvurup durumu açıklayabilirsiniz. Dinî kavramlara başvurarak; meselâ "Her kulun kaderi diğerinden farklıdır" diyerek de varacağınız yer bundan farklı olmayacaktır. Beşer bu dünyâya boş bir plaka (tabula rasa) olarak doğmuyor. Tam aksine bu dünyâya bir şeylerle yüklenmiş olarak geliyoruz. Âileden başlayarak yaşadığımız sosyalleşme süreçleri, hâriçten yazılımını yapabileceğimiz şeyler değil. Çok namuslu bir ebeveynin çok hayırsız evlâtları da olabiliyor. Bunun aksine suça batmış âilelerden son derecede nâmuslu düzgün çocuklar yetişebiliyor. Evvelâ bunu veri almak zorundayız. Doğrudan âilelerin, anne babaların suçlanması doğru bir yaklaşım değildir.Âilelerin kültürel/siyâsî yapılarıyla suçu ilişkilendirmek; suçlu çocukların âilelerinin hayât tarzlarına bakıp, mevcut siyâsî bölünmelerdeki konumları hakkında ileri geri çıkarsamalar yapıp belli bir cenâhı suçlamak çok ilkel bir yaklaşımdır. Eğer anne ve baba müteddeyin görünümlü ise suçu dine; eğer tersi, yâni seküler görünümlü ise sekülerliğe atmak en seviyesiz kategorik yaklaşımlardan birisidir.Çocukların mâsumiyetlerinin abartılması da doğru değildir. Suça sürüklenen çocuklar kavramını çok sorunlu bulduğumu ifâde etmeliyim. Bu da beşere boş plâka gibi bakmanın bir türevidir.Diğer mühim bir hatâ ise meseleyi ucuz bir maarif meselesine dayandırmaktır. Meşrepleri ne olursa olsun tekmil iktidârlar bu hayâtî meseleyi siyâsîleştirmekten bir an uzak durmamışlardır. Türkiye'de maarif bir endoktrinasyon meselesi olarak görülür. Maarifin çok başka nitelikli olan meseleleri mesâfeli ve kapsayıcı bir bakışla değerlendirilmez. Tekmil aksaklıklar sâbık veyâ muvazzaf Millî Eğitim Bakanlarının hatâlarına tahvil edilir. İdeal olarak târif edilen bir eğitim modelinin sosyal meselelerimizi çözeceğine inanmak, bâzen saflık, bâzen ise şüpheli niyetlerle ilişkilendirdiğim müşterek bir hatâdır. Hâlbuki maarif sistemlerine işlev kazandırılmak isteniyorsa, bu, ancak temelli sosyal meselelerin tesirli kamusal müdahalelerle hâllinden sonra mümkün olabilir. İdeal eğitim aracılığıyla ideal bir toplum kuramazsınız. Eğitim ancak temel beşerî/sosyal meselelerin kamusal hâllinden sonra kurulan sistemin işleyişini ve devamlılığını sağlayabilir.Bugüne kadar modern orta sınıf yapılarının iki çeşidini idrâk ettik. Bunlardan ilki, pederşâhî çekirdek burjuva âilenin merkezde olduğu üretime odaklanmış bir âile yapısıydı. Bu âile yapısı, sanayi kapitalizminin mahsulüdür. İdeolojik/kültürel şekillenmesini en erken olarak, ticârî/zirâi kapitalizmin hüküm sürdüğü devirlerde Protestan/püriten ve Katolik karşı reformunda görebiliriz. En olgun şeklini ise geç 19. asırdaki Viktorya ahlâkı ve Fransız sosyolojizmine borçluyuz. Bu şekillenme doğrudan sanâyi kapitalizmi ile eşlenir. Sanâyi disiplini ile âile disiplini burada birleşmiştir. İkisini derinleştiren ara bağdır kitlesel eğitim. Bu eğitimin merkezinde yine pederşâhîliğin devâmı olarak erkek eğitmen veyâ erkekleşmiş kadın eğitimci