Mekke'nin fethi

Önce Gönüller

Mekke'nin fethedildiği günlerin sene-i devriyesinden geçiyoruz.

Onlar şehirleri fethetmeden önce gönülleri fethediyorlardı.

Şehirlerin fethi, gönüllerin fethinin bir neticesiydi.

Mekke'nin fethi de öyle oldu. Önce Hudeybiye süreciyle gönüller fethedildi. Ardından Mekke!

Mekke'nin fethi affıyla, merhametiyle, adaletiyle ve uluvvucenabıyla geldi ve yirmi senedir bükülmeyen bilekleri büktü, eğilmeyen başları eğdirdi.

Altın ağın Kuşakları

Sahabeler, altın çağın kuşakları...

Asr-ı saadetin mimarları...

İnsanlık âleminin bir benzerini daha görmediği bir büyük Peygamberin (asm) yol arkadaşları, bir büyük sünnetin takipçileri, bir büyük dinin muhatapları, bir büyük kitabın hameleleri ve taşıyıcıları...

Din-i Mübin-i İslam'ın ilk muhatapları, bina edicileri...

Bina edicileri diyorum: ünkü Onların soruları, yaşayışları, merakları, ilgileri, takvaları, davranışları üzerine Kur'ân ayetleri indi; Peygamber Efendimiz (asm) o eşsiz dini ilk ağızdan onlara tebliğ etti.

Müçtehid imamlar onları dinde hüccet ve delil saydılar. Fıkıh Usullerini kurarlarken sahabe kavline, fiiline, hal ve tavrına ve Sahabe ameline önemli bir yer verdiler.

Peygamber Efendimiz (asm) "Ashabım yıldızlar gibidirler. Hangisine uyarsanız dalalete düşmezsiniz." buyurarak onları övdü, onlarla iftihar duydu, emanetini ilk el olarak onlara bıraktı, onları anlamamızı tavsiye buyurdu.

O asır, Bediüzzaman'ın, "Şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere Cezîretü'l-Arabı gözlerine sokuyoruz. Haydi, yüzer feylesofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar. O zâtın, o zamana nispeten bir senede yaptığının yüzden birisini, acaba yapabilirler mi"1 diye haykırdığı inkılâplar asrı oldu.

Keza o asır Bediüzzaman'ın, "yüz sene şu zamanda, şu cezîrede kalsak, yine o zatın (asm) garâib-i icraatını ve acâib-i vezâifini, yüzden birisine, tamamen ihata edip, temaşasında doyamayız."2 diye hayranlığını ifade ettiği harikalar asrı oldu.

Tarih Başka Bir Asr-ı Saadet Yazmadı

Sahabeler bu din-i mübin doğarken her türlü çileyi gördüler, ama yılmadılar. Onlar istikamette de öncü idiler. Ammar bin Yasir'in (ra), Bilal-ı Habeşî'nin sıcaktan kaynayan kumda kızgın taşların altında işkence görürken dudaklarından dökülen "Ehad! Ehad!" çığlıkları kulaklarımızda hala çınlıyor.

Ali bin Ebi Talib'in (ra), Ebu Bekiri's-Sıddîk'in (ra), Osman-ı Zinnureyn'in (ra) Abdullah bin Revaha'nın (ra), Ömer bin Hattab'ın (ra), Muaz bin Cebel'in (ra) ve diğer ashab-ı güzinin gerek Mekke döneminde, gerek Medine döneminde, gerekse Mekke'nin fethinden sonra hayatları bahasına gösterdikleri istikametli çizgi hâlâ dünyaya istikamet ve metanet dersi vermeye devam ediyor.