Ankara'dan Rıdvan bey: İlm-i İlâhî ve Levh-i Mahfuz'da insanın ruhu, bedeni, ağaçlar, kâinat vs. her şey maddî manevî vücutlu şekilde ve hayatlı bir şekilde var mıdır
İlim ile Kudret Farklı Sıfatlardır
İnsanın ruhu, bedeni, ağaçlar, kâinat vs her şey maddî ve manevî vücutlu ve hayatlı şekilde bir tek yerde vardır: Kudretin taalluk ettiği yerde... Yani bulunduğu yerde... Kudret birden fazla yerde taalluk etmişse hiç şüphesiz eşya birden fazla yerde bulunur. Fakat bunun delili yoktur. Bilinen bir hikmeti de yoktur. Kudretin aynı şeyi birden fazla yerde yaratmasına ihtiyaç da yoktur. ünkü kudret sayısız ve sınırsız biçimde hep yeni tecellilerdedir.
Cenab-ı Hak buyurur ki: "Ne yer yüzünde vâki olan, ne de sizin başınıza gelen hiçbir musîbet yoktur ki, biz onu yaratmadan evvel o, bir kitapta yazılmış olmasın! Doğrusu bu, Allah'a pek kolaydır."1
Ayetten anlaşılan bir kader vardır. İlm-i İlâhî ile kudret-i İlahiye farklı sıfatlardır, farklı tecellileri vardır. Allah'ın ilmi kâinatı kuşatmıştır. Kâinatta her şeyin bu gününü bildiği gibi, dününü ve yarınını da bilir. Yarınları takdir eder ve levh-i mahfuzda kayda aldırır. Buna kader diyoruz. Levh- mahfuzdaki kayıtlar günü ve zamanı gelince İlâhî kudretin tecellisiyle gerçekleşir ve gün yüzüne çıkar, hayat bulur. Buna da kaza diyoruz.
Yaratılış Planları
İlmin kaza edilmesi için kudretin devreye girmesi lazımdır. Fakat kudret devreye girdiği zaman da ilim onu kuşatmış haldedir. Yani kudret ilmin haricinde -ilme rağmen farklı- bir tecelliye sahip değildir. İlimde ne varsa tecelliye çıkan da odur. Kudrette ne varsa da ilm-i İlâhî onu bilir. Levh-i mahfuzda ise ilm-i İlâhînin takdir buyurduğu hadiselerin yaratılış plânları vardır.
Levh-i Mahfuzu olmuş ve olacakların bir program dosyası biçiminde düşünebiliriz. Levh-i mahfuzda yazıcı melekler vardır ve Allah'ın emirlerini, programlarını, olacakları sürekli yazarlar.
Kader'e iman, imanın altı esasından biridir. Hayır ve şer her şeyin Allah'ın takdiri ve bilgisi tahtında cereyan ettiğini, tesadüfün olmadığını ifade eder. Kirmanî'ye göre kaderden murad, doğrudan Allah'ın ilmidir ve hükmüdür.
Ebu'l-Muzaffer İbnu's-Sem'anî der ki: "Bu meselenin bilinmesi sırf kıyas ve akılla olmaz, Kitap ve sünnetle olur. Dolayısıyla tevkifidir. Yani nasıl bildirilmişse öyledir. Üzerinde yorum yapılmaz. ünkü kader, Allah'ın sırlarından bir sırdır. O'nun ilmini Alîm ve Habîr olan Zat-ı Zülcelâl kendine mahsus kılmış, kaderin önüne perdeler koymuştur. Sadece Allah tarafından bilinen hikmetler sebebiyle, kader bilgisi insanların akıl ve irfanından uzak tutulmuştur. Kaderi bu sebeple, ne bir peygamber, ne de mukarreb bir melek bilemez.

58