Ayfer Yörü: İşârâtü'l-İ'caz da geçen "elhamdülillah" bahsinde; "Saniyen: Şu elhamdülillah cümlesi, her biri niam-ı esasiyeden birine işaret olmak üzere, Kur'ân'ın dört süresinde tekerrür etmiştir." (En'am, Kehf, Fatır ve Sebe' sureleridir.) Elhamdülillah cümlesi neden bu dört sürede tekerrür etmiştir, bilgi alabilir miyim
Hamd'in Ağırlığı
Hamd ve şükür, bir yönden ubudiyetin ve kulluğun iki önemli unvânı; diğer yönden ulûhiyete taalluk eden iki önemli sıfatın masdarıdırlar. Örfte neredeyse aynı manalarla iç içe kullanılan bu iki mübârek kelime; ubudiyet açısından baktığımızda, kulun Rabb'ine karşı tüm yönelişlerine, tüm yakarışlarına, tüm temâyüllerine, tüm yaklaşımlarına tercüman olur.
Ulûhiyet açısından baktığımızda Allah'ın kemâl sıfatlarına, yüceliğine, ulviyetine, izzetine, azametine, şanına, saltanatına, kullarının iyiliklerine karşı iyilik, sevap ve mükâfatla mukabelede bulunmalarına, Rezzâkiyetine, Rahmâniyetine işâret eden iki önemli sıfatın masdarıdırlar.
Hamd; genel manası itibarı ile mutlak medih, kayıtsız sena ve şartsız övgü demektir.
Bediüzzaman Hazretlerinin (ra) zengin tefekkür dilinde hamd; "sıfât-ı kemâliyeyi izhâr etmektir"1, yani Allah'ın bütün sıfatlarının kemâl derecede olduğunu bilmek, yahut Allah'ı kemâl sıfatlarla muttasıf bilmek; gücünü, kudretini, yüceliğini, izzetini,azametini, ulviyetini, saltanatını, hikmetini, vahdaniyetini ve sair sıfatlarını O'nun zâtının lâzımı olarak bilmek; Zât-ı Akdes'inin noksan sıfatlardan münezzeh, eksikliklerden müberra ve kusurlardan berî olduğunu takdir etmek; O'na eksiksiz ve kâmil manada iman etmek ve bu imanı söz ve fiil ile takrir etmek, fiiliyata geçirmek demektir.
Kur'ân'a Göre Hamd
Kur'ân, söze "El-hamdü'lillâh" kelimesiyle başlar2. Zira, mutlak olarak hamd, Allah'a âittir. Bütün mevcûdâtta övgü, medih ve sena sebebi olan kemâlât Allah'ındır. Ezelden ebede kadar, her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü sena varsa hepsi Allah'a âittir.
ünkü medih ve övgüye sebep olan nimet, ihsan, kemal, cemal ve hamd edilmeye sebep her ne varsa, hepsi Allah'ındır.3 Bu kelâm, gerçek övgüyü, hakikî senayı ve medhi doğrudan Allah'a (cc) verir.
ünkü kâinatta hadsiz olarak övülecek, sınırsız sena edilecek ve şartsız medhedilecek birisi varsa, O da Allah Teâlâ'dır. Allah'tan başka hiçbir kimse, hiçbir şahıs, hiçbir varlık, hiçbir mevcut, hiçbir makam sahibi gerçek övgüye, senaya ve medhedilmeye lâyık değildir; câiz de değildir.

10