Ehl-i Beyt ile ilişkilerimiz (3)

Ehl-i Beyt'e duyulan sevgi imanın özü müdür, yoksa tarihsel bir taraftarlığın psikolojik etkisi mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Hz. Peygamber'in Ehl-i Beyt'e olan vefasının gönüldeki sevgi olduğunu ve bunun Sünnet'e bağlılık anlamına geldiğini iddia ediyor. Ehl-i Sünnet ile Şia arasındaki ihtilafı, Ehl-i Sünnet'in tarihsel gerçeklikleri dikkate alırken Şia'nın meseleyi iman meselesi haline getirerek yanlış yaptığını savunuyor. Ancak soy bağlılığının "psikolojik olarak bırakılmaz" oluşu, bu taraftarlığın ne kadar delile dayandığı sorusunu açık bırakıyor?

Ahmed Sabri Görmüş: "Ehl-i Beyti nasıl bilmeliyiz"

Meveddet Nedir

Üçüncü Nükte'de geçen "İlle'l-meveddete fi'l-kurba" ayetinin manası, "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez; yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor." demektir.

Buyurmuş ki: "Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah, biri Âl-i Beytim." ünkü, Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyttir."

Peki, "meveddet nedir"

Gönlümüzdeki sevgidir. Yani Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) vazifesine karşılık ücret istemiyor. Ancak al-i beytini sevmemizi istiyor.

Resulullah'ın (asm) al-i beytinden anlaşılması gereken, sünnet-i seniyesidir. Nitekim Bediüzzman diyor ki: "Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyyesidir. Sünnet-i Seniyyesine ittibâı terk eden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost da olamaz."1

Bu muhteşem bir müjdedir.

Ehl-i Beytin Tarafgirliği

Bediüzzaman der ki, zaman geçtikçe Âl-i Beytçoğalacak, İslâmiyet ise zaafa düşecektir. Öyleyse gayet sağlam bir cemaat lâzımdır ki, İslâm âlemine dayanak olsun.

Âl-i Beyt genel itibariyle, itikat ve iman açısından diğer insanlardan çok ileride olmayabilir, fakat, teslim, iltizam ve tarafgirlik açısından çok ileridedirler. İslâmiyet'e fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardırlar. Yani Hz. Peygamber (asm) kendi soylarından olması hasebiyle, peygamberin her emrine bağlılıkları ileri derecededir.

Soya bağlı taraftarlık zayıf da olsa, hatta haksız da olsa psikolojik olarak bırakılmaz. ünkü kendi kanını ve soyunu taşıyor. Diğer taraftarlıklarda ise güçlü bir delile ihtiyaç vardır.

Üstelik gayet kuvvetli, gayet hakikatli, gayet şanlı bütün ecdadının bağlandığı ve şeref kazandığı, hatta canlarını eda ettikleri bir hakikate taraf olmak, elbette güçlüdür.

İşte Ahl-i Beyt, böyle şiddetli bir tarafgirlikle Resulullah Efendimiz'in (asm) yoluna ve davasına bağlıdırlar.

Ehl-i Sünnet ile Şia Arasındaki İhtilaf

Dördüncü Nüktede Bediüzzaman, Ehl-i Sünnet ile Şia arasındaki en büyük ihtilafı gözler önüne seriyor. Burada asıl yanlışlık, şianın meseleyi iman konularına dahil etmesidir.

Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki: "Hazret-i Ali (ra) dört halifenin dördüncüsüdür. Hazret-i Ebû Bekir (ra), Hz. Ömer ve Hz. Osman daha efdaldir ve hilâfete daha müstahak idi ki, en evvel onlar geçti.