Bediüzzaman Mirza

Hüseyin bey: "Bediüzzaman adında başka âlim var mıdır"

Timur'un Torunu

Tarihte bir Bediüzzaman da, 16. Yüzyılda yaşamış Timur'lu hükümdarı Prens Mirza Bediüzzaman vardır. 1469 yılında Herat'ta doğdu.

Timur'un torununun torunu olan Mirza Bediüzzaman, Timurlar devleti hükümdarı Hüseyin Baykara'nın oğludur. 1506-1507 yılları arasında Timurlular imparatoru oldu ve Herat'ta hüküm sürdü.

Mirza Bediüzzaman, Herat imparatorluğu görevinden sonra Şah İsmail'in yanında Tebriz'de yedi yıl kaldı. Şânesar'da eşraftan Şeyh Sultan'ın kızıyla evlendi. İki oğlu oldu: Muhammed Mü'min Mirza (1485-1498) ve Muhammed Zaman Mirza (1490-1539).

Yavuz Sultan Selim, Safevî Şahı I. İsmail'i aldıran Muharebesi'nde yenip Tebriz'i eline geçirdikten sonra, Bediüzzaman'ı oradan alıp İstanbul'a getirdi. İstanbul'da Yavuz Sultan Selim'in misafiri oldu. Yavuz Sultan Selim, Bediüzaman'ın yanına bir taht kurdu ve onu tahta oturttu. Ona bir imparator gibi davrandı.

Aynı zamanda şair olan Bediüzzaman Mirza. 12 Ağustos 1515'te 46 yaşında İstanbul'da taun hastalığından vefat etti. Eyyüb Sultan kabristanındaki türbesine defnedildi.

Tevhid-i Kıble Et

Ahmed-i Sirhindî İmam-ı Rabbanî, Miladî 26 Mayıs 1564 tarihinde Hindistan'ın Pencap şehrinin Sirhind kasabasında doğdu. Hicrî İkinci Bin Yılının Müceddidi olarak bilinir.

8 Safer 1034'te (20 Kasım 1624) vefat eden İmam-ı Rabbanî Sirhind'de defnedildi. Ardında bıraktığı sayısız halife, onun tarikatını sürdürdü. Tarikatı Hazret-i Ebu Bekir'e kadar uzanır.

İmam-ı Rabbanî (ks) Mektubat'ının 74. Mektubunda Bediüzzaman Mirza'ya: "Dünyanın aldatmaca süslerine iltifat etme. Böyle bir şeyin varlığı ile yokluğu birdir. Dünya Allah katında buğza uğramıştır. Böyle olunca yokluğu varlığından daha hayırlı olmalıdır. Dünya vefasızdır. Geçip giden dünya adamlarına bak da, ibret al!" diye yazmıştır.

75. Mektupta da: "Bu mübarek tarikata intisaptan sonra tevhîd-i vücûdî bana tamamen âşikâr oldu ... Şeyh Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin mârifetinin bütün incelikleri tam mânasıyla bana zâhir oldu ve ben tecellî-i zâtî ile şereflendirildim ki bu makam Fusûs müellifinin gözünde manevî terakkînin son mertebesidir; onun ötesinde sadece hiçlik vardır." demiştir.1

Mektuptaki Uyumsuzluk