İsim belirtmeyen bir okuyucum: "Rabiatü'l-Adeviyye'yi tanıtabilir misiniz"
Vahdetü'l-Vücutçu Bir Veli
Râbiatü'l-Adeviyye hicrî 95 (M. 714) yılında Basra'da doğdu. Ailesinin dördüncü kızı olduğu için Arapça'da "dördüncü" manasına gelen "Râbia" ismini almıştır.
Fakir bir ailenin kızıydı. Küçük yaşta yetim kaldı. Altı akçe karşılığında zalim bir zengine köle olan Rabia, geceleri kendisini ibadete verir, gündüzleri ise efendisinin hizmetini yapardı.
Sonraları Râbia dünyevî olan her şeyi terk etti. İlâhî aşkı hayatının temeline aldı. Pek çok İlâhî sırlara erdi. Vahdet-i vücûd temelli İlâhî aşk anlayışını benimsedi.
Râbiatü'l-Adeviyye'nin, bir münâcâtı şöyledir:
"Ey Rabbim! Seni iki sevgi ile severim. Sevginin biri benim aşk ve iştiyakımdan, diğeri Senin sevilmeye lâyık olduğundandır. Benim aşk ve iştiyakımdan gelen sevgim, Senden başkasını bırakıp sadece Senin zikrinle meşgul olmayı; Senin sevilmeye lâyık olmandan gelen sevgim de bana müşâhede mertebesini ihsan buyurmuş olmandandır. Şu halde hamd ve şükran ne bana mahsustur ne de övülmüş olma ciheti bana aittir. Her iki yönden de şükür ve hamd, ancak Sana mahsustur."
Hac vazifesini tamamlayan Adeviyye, Basra'ya yerleşti. İlâhî aşkın önünde perde olacağı düşüncesi ile evlilik tekliflerini reddetti. Neden evlenmediğini soran birisine, "Bende varlık yok ki evleneyim" dedi. Burada, vahdet-i vücudu kast etti.
"Tâcü'r-Ricâl" Unvanı Aldı
Rabia'nın tavsiyelerinden pek çok sûfî faydalandı. Kendisi "tâcü'r-ricâl" unvanı aldı. Zühd hareketi, tasavvufa dönüşüm sürecinde önemli bir mevkie ulaştı. Râbia'nın rehberliğinde gelişen tasavvufî çizgide korku, kaygı ve hüzün yerine sevgi, ümit ve iyimserliğe yer verildi. Sûfîler artık sadece muhabbet ve aşk konusunda değil, tevbe, zühd, hüzün, rızâ, tevazu gibi tasavvuf kavramlarının açıklanmasında da Râbia'nın sözlerine başvurdular.
"ok günahım var, eğer tevbe edersem Allah kabul eder mi" sorusuna Rabia:
"Zaten Allah seni kabul ederse, sen, ancak o zaman tevbe edebilirsin" dedi.
Zikir ve münacaatlarında çok ağlardı.
"Allah'ım, benden râzı ol!" diye dua eden Süfyân es-Sevrî'ye, "Önce senin O'ndan razı olman gerekmez mi Kendisinden razı olmadığın zattan, senden razı olmasını istemen ne kadar doğrudur" dedi.

7