Merhamet: Bir duygu değil, eylem ve sorumluluk çağrısı

Modern Dünyada "Merhamet Krizi"

Modern dünya, verimlilik ve rekabet odaklı bir sistem üzerine kuruludur. Bu sistemde "merhamet", zayıflık veya bir engel olarak görülebilmektedir. Oysa İslam, merhameti zayıflık değil, birgüç ve erdemolarak görür. Birine yardım etmek, onun hayatına dokunmak, sessizlerin sesi olmak; İslam'ın "rahmet medeniyeti" tasavvurunun temel taşıdır. Günün erken saatlerinde, modern şehrin beton griliğinde koşturan insan seline bakıyorum. Yüzlerde bir telaş, gözlerde bir yorgunluk... Birbirinin yanından hızla geçip giden, çarpışınca bile özür dilemeye vakti olmayan kalabalıklar. Çağımızın en büyük hastalığı belki de bu: Hız ve hissizlik. Dünyanın bir ucundaki acıyı sosyal medyada bir "beğeni" veya "üzgün surat" gösterisiyle geçiştirdiğimiz, merhameti sadece anlık bir iç sızlamasına indirgediğimiz bir çağda yaşıyoruz.

Oysa İslam'ın bize öğrettiği merhamet, kalpte başlayıp orada hapsolan pasif bir duygu değildir; o, elini taşın altına koymayı gerektiren dinamik bir eylemdir. İslam medeniyeti, adını barış ve selametten alan bir dinin ötesinde, özünde bir "merhamet medeniyeti"dir. Yaratıcımızın bize kendini tanıttığı en baskın iki isim Rahman ve Rahim'dir; yani merhameti sonsuz olan, merhametiyle kuşatan. Bizler her işe başlarken "Besmele" çekerek bu merhameti zikreder, günde beş vakit namazda bu sıfatları tekrarlarız. Ancak bu tekrar, sadece dilde kalan bir söz olsun diye değil, hayatın içine aksın diye emredilmiştir.

Peki, merhametin eyleme dönüşmesi ne anlama gelir

Merhamet, adalettir: Güçlünün zayıfı ezdiği bir dünyada, haksızlığa karşı ses çıkarmak merhametin ta kendisidir. Mazlumun gözyaşını silmek, sadece bir teselli cümlesi kurmak değil, o gözyaşına sebep olan zulme dur diyebilmektir.

Merhamet, paylaşımdır: Komşusu açken tok yatmayı reddeden bir ahlak, merhameti bir duygu olmaktan çıkarıp "zekât" ve "sadaka" gibi kurumsal bir ekonomik adalet eylemine dönüştürür.

Merhamet, korumaktır: Sadece insanlara değil; sokaktaki kediye, susuz kalmış bir çiçeğe, doğanın dengesine sahip çıkmaktır. Osmanlı'daki kuş evleri