Bu durum, bireysel düzeyde kalmayıp, toplumsal düzeyde de ciddi etik çöküşleri beraberinde getirmektedir. Helal kazanç, bireyi içsel bir tatmine, dünya ve ahiret saadetine taşırken; hırsızlık, rüşvet, zimmet ve başkasının hakkına göz dikmek gibi gayrimeşru yollar, dışarıdan parıltılı ve cazip bir yaşam sunuyor gibi görünebilir. Ancak bu sahte ihtişam, uzun vadede mutlak bir hüsran, derin bir manevi boşluk ve kaçılamaz bir vicdan azabıyla sonuçlanır.
Kul Hakkı ve Toplumsal Güvenin Erozyonu
Özellikle toplumsal güveni kökünden sarsan, insanlığın ortak vicdanını kelimenin tam anlamıyla sızlatan öyle bir kul hakkı ihlali vardır ki, açtığı yara kolay kolay kapanmaz: Dernekler, vakıflar veya hayır kurumları adına; yetimin, yoksulun, mazlumun ve ihtiyaç sahibinin hakkı gözetilerek toplanan paraların şahsi zimmetlere geçirilmesi... Bu eylem, sıradan bir hırsızlığın çok ötesindedir.
Bu, toplumsal dayanışma ruhuna, insani yardımlaşma bilincine indirilmiş en ağır ve en hain darbedir. İnsanların saf ve samimi duygularını, Allah rızası için yaptıkları yardımları suiistimal etmek; o paraları harcanması gereken hayırlı işler, yetim başı okşamak veya bir mazlumun yarasını sarmak yerine şahsi lükse, cüzdanlara ve nefsi arzulara akıtmak, hem dini hem ahlaki açısından kabul edilemez bir ihanettir. Bu tür suiistimaller toplumda güvensizlik tohumları eker, insanların içindeki hayırseverlik duygularını köreltir ve nihayetinde sosyal adaleti zedeler.
İslam'da Helal Kazanç ve Toplumsal Huzur İlişkisi
İslam dini, kazancın helal olmasını sadece bireysel bir mükellefiyet ya da sıradan bir ibadet olarak görmez; onu toplumsal huzurun, barışın ve adaletin temel harcı kabul eder. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet, Müslümanlara kazançlarını meşru, dürüst ve şeffaf yollardan elde etmeleri konusunda açık, kesin ve tavizsiz emirler vermiştir.
Kamu görevlisi, kamu yararını özel çıkarı için kullanmamalı, hırsızlık, yolsuzluk yapmamalı, adam kayırmamalı, her konuda şeffaf olmalı, asla rüşvet almamalıdır. Nitekim haksız yollarla elde edilen her bir kuruş, sahibine bu dünyada derin bir tatminsizlik ve huzursuzluk, ahirette ise hesabı verilemeyecek ağır bir vebal olarak geri döner.
Rüşvetle alınan kararlar adaleti ve hukukun üstünlüğünü öldürür; zimmete geçirilen paralar toplumsal güveni yok eder; hırsızlık ve yolsuzluk ise masum insanların emeğini sömürür. Helal kazanç; bireyin kendi alın teriyle, dürüstlük, hak ve adalet ilkelerine bağlı kalarak elde ettiği rızıktır. Bu rızık, sadece maddi bir kazanım değil, aynı zamanda ruhu doyuran manevi bir tatmin kaynağıdır.
Vicdan ve Helal Kazanç
Vicdan, insanın doğru ile yanlışı ayırt etmesini sağlayan içsel bir yargı mekanizmasıdır. Vicdan, ahlaki eylemlerin temelini oluşturur ve bireyin kendi iç muhasebesini yapmasına olanak tanır. Helal kazanç, vicdanın bu işleyişiyle doğrudan ilişkilidir. Zira helal yollardan elde edilen kazanç, bireyin vicdanını rahatlatır, ona içsel bir dinginlik ve özsaygı kazandırır.

38