Dünya hayatının aldatmacası

Mal ve Makamın Gerçek Değeri

İslam, helal yoldan kazanmayı, çalışmayı, üretmeyi ve insanlara faydalı olmayı teşvik eder. Ancak mal ve makam, insanın değerini belirleyen ölçüler değildir. Bir insanın Allah katındaki üstünlüğü sahip olduğu servetle, tanındığı çevreyle veya elde ettiği mevkiyle değil; takvası, güzel ahlakı ve yaptığı iyiliklerle ölçülür.

Kur'an-ı Kerim'de, "Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; büyük mükâfat ise Allah katındadır" buyurulur (Teğâbün, 15). Demek ki mal ve evlat, sadece birer nimet değil, aynı zamanda sorumluluk ve imtihandır. Kazancımızı nasıl elde ettiğimiz, nerede harcadığımız, ihtiyaç sahiplerini gözetip gözetmediğimiz ve sahip olduklarımızın bizi kibirli hâle getirip getirmediği, bu imtihanın önemli sorularıdır.

Makam da benzer bir imtihandır. Yönetme gücüne sahip olan kişi adaletle davranıyor mu Kendisine emanet edilen görevi çıkarı için mi, yoksa insanların huzuru için mi kullanıyor İslam'ın anlayışında makam bir ayrıcalık değil, ağır bir emanettir. Çünkü insan, kendisine verilen her imkândan hesaba çekilecektir.

Dünyayı Terk Etmek Değil, Dünyaya Esir Olmamak

Bazı insanlar dünya hayatının aldatıcılığından söz edildiğinde çalışmayı, kazanmayı ve dünyevî sorumlulukları bütünüyle bırakmak gerektiğini zannedebilir. Oysa İslam, insanın dünyadan elini eteğini çekmesini değil, dünyaya esir olmamasını ister. Kur'an-ı Kerim'de, "Allah'ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma" buyurulur (Kasas, 77). Bu ayet, dünya ile ahiret arasında dengeli bir hayat kurmamız gerektiğini göstermektedir. Müslüman, işini en güzel şekilde yapar, ailesinin geçimini sağlar, ilim öğrenir, toplumuna faydalı olur ve elindeki nimetlerden yararlanır. Fakat bütün bunları Allah'ı unutmadan ve hesap gününü göz ardı etmeden gerçekleştirir.