Yüce Allah dünya hayatı hakkında şöyle buyurur: "Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. (Asıl hayat, dünya hayatı değil) âhiret hayatı; işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!"(Ankebût, 2964) Asıl hayat dünya hayatı olsaydı, insanlar dünyaya imtihan için değil, zevk, sefa sürmek için gelseydi, dünyada yaptıklarından dolayı âhirette sorgu-sual olmasaydı, yapılan kötü işler yapanların yanına kâr kalsaydı, dünya hayatından başka âhiret hayatı, cennet-cehennem olmamış olsa idi, sorumsuzca, İslâm'a aykırı, kötü bir hayat yaşamış olması yadırganmazdı.
Ancak dünyaya Allah'a kulluk yapmak için, yani Allah'ın emrettiğini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak için geldiğimize göre, asıl hayat dünya hayatı değil âhiret hayatı olduğuna göre, dünya yaşamına kapılıp Allah'a kulluğu bırakmak akıl kârı değildir.Bu gerçekleri iyi bilmeli, iyi anlamalı ve iyi bir şekilde gereğini yapıp Allah'a iyi bir kul olma gayreti gösterilmelidir. Bundan başka çıkar yol yoktur.
Allah Teâlâ, "O kötülükleri (günahları) işleyenler, ancak yaptıklarının cezasını görürler"(Kasas, 2884) buyrulmaktadır. İnsanoğlu dünyada misafirdir. Bir imtihan yurdu olan şu dünya, her birimiz için belli bir zaman oyalanıp, vakti geldiğinde de bırakıp gideceğimiz bir konak yeridir.
Peygamber Efendimiz,"Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir." (Tirmizî, Zühd 44) buyurmakla, dünya hayatının geçiciliğini ve bir o kadar da kısalığını ifade ediyor.Zira insana verilen ömür, geri dönüşümü olmayan bir fırsattır. Bu fırsatı Allah'a iyi kulluk yolunda, yani iman, ibadet, güzel ahlaka, helal ve harama dikkat ederek, Peygamberimizi her konuda örnek alıp, İslâm'a uygun yaşamaya özen göstererek değerlendirmeliyiz.
Yaratılış gayesinden uzak, İslâm'a aykırı sorumsuzca bir hayat yaşayanlar, hem kendilerine hem de başkalarına zarar vermektedirler. Bu nedenle gerek fakir, gerek zengin, dünya zevkleri için Allah'a kulluğu bırakıp mala, mülke, makama, mevkiye ve zevke, keyfe dalıp, bunlar bitmeyecekmiş sanıp nefsine, şeytana ve şeytanın yolundan gidenlere aldanıp kendine yazık etmeye değer mi
Bu sebeple dünya hayatını iyi değerlendirmek gerekir. Çünkü din, dünyada yaşanır, âhiret dünyada kazanılır. Dünya bir imtihan alanıdır, o yüzden dünyayı âhiret için yaşamalıdır. Ebedî saâdet bu dünyada kazanıldığı için dünya hayatı çok değerlidir. Kıymeti bilinmeli, ömür boşa harcanmamalıdır.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil; ihtiyarlamadan önce gençliğinin, ölüm gelmeden önce hayatının, hasta olmadan önce sağlığının, meşguliyetten önce boş vaktinin, yoksulluğa düşmeden önce zenginliğinin kıymetini bil"(Buhârî, Rikak 3)
Hadis-i şerifte açıkça görüldüğü gibi, ölmeden önce hayatın kıymetini bilmeliyiz. Dünya hayatının kıymetini bilmek, hayatı anlamak ve anlamlandırmakla mümkündür. Yüce Allah'ın, bize lütfettiği kısa dünya hayatını nasıl değerlendireceğimiz çok önemlidir. Ebedi olan âhiret hayatını kazanmak, ömrümüzün ne kadar kaldığını bilmediğimiz dünya hayatını iyi değerlendirmeye bağlıdır. Bu sebeple Yüce Allah'ın bizi hangi maksatla yarattığını bilerek, ona uygun bir şekilde yaşamalıyız. Önemli olan bizim bu dünyada emanetçi olduğumuzu fark etmektir. Bu bilinçte olan insan, geçici olan dünyaya hırsla bağlanmamaya ve ebedi hayatını mahvedecek yanlışlıklar yapmamaya çalışır.

154