Duâ huzur ve mutluluk kaynağıdır

Duâ huzur ve mutluluk kaynağıdır

SÜLEYMAN GÜLEK

Duâ, kişinin Allah'a yakarması ve O'ndan isteklerde bulunması demektir. Duâ, Allah ile kul arasında bir diyalogdur. Kulun Allah'a yakarışı ve sığınması, Allah'ın ise kuluna merhamet, bağış ve koruma bahşetmesi anlamına gelir. Duâ, insanın Allah'ın eşsiz büyüklüğü karşısında kendi aczini ve ihtiyacını anlayarak, isteklerini O'na arz etmesi ve yardım dilemesidir. O'ndan başka yaratan, hayat veren, rızık gönderen ya da şifa veren olmadığını bilerek duâ etmek, kulun Rabbi'ne sığınmasıdır.

Yüce Allah şöyle buyurur: " (Rasûlüm!) De ki: (kulluk ve) duânız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin"(Furkan Suresi, 77); "Bana duâ edin, duanızı kabul edeyim."(Mü'minûn Suresi, 60);"Kullarım sana Beni soracak olurlarsa, haber ver ki, Ben şüphesiz onlara yakınım. Bana duâ edenin duâsını kabul ederim."(Bakara Suresi, 186) Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Duâ ibadetin aslı ve özüdür." (Tirmizi, Deavât 1); "Duâ, gelmiş olan musibet için de, henüz gelmemiş olan musibet için de faydalıdır. Duâ belâyı def eder." (Tirmizî, Deavât 112)

Duâ, dertlere deva bulmak, her türlü kötülükten korunmak ve görünür-görünmez kazalardan, musibetlerden uzak olmak için Rabb'e sığınmaktır. Duâ; insanın maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmasına, Allah'tan hidayet, başarı ve mutluluk talep etmesine vesile olur. Duâ, rızkın artmasına, sağlığın düzelmesine ve ömrün bereketlenmesine yardımcı olur. Hem dünya hem de ahiret mutluluğu ve huzuru için dua, kulun en önemli aracıdır.

Duâ, kulların Yüce Allaha'a olan bağlılığını ifade ettiği bir ibadettir. Ancak unutmamalıyız ki, duâ sadece dille yapılan bir eylemden ibaret değildir. Kulluğun gereği, önce sebeplere yapışarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek, ardından ise samimi bir kalple ellerimizi açıp Allah'tan yardım dilemek gerekir. Bu dengeyi kurmak, duânın hakikatine ulaşmanın bir gereğidir. Bu bağlamda duâ iki kısımda ele alınabilir: Fiilî duâ ve sözlü duâ.

Fiilî duâ, kişinin bir arzu ya da dileğini gerçekleştirmek için elinden gelen her türlü çabayı ortaya koyması anlamına gelir. Örneğin, hastası için Allah'tan şifa isteyen bir kimse, öncelikle tıbbın gerektirdiği yöntemleri ve imkânları kendi sınırları içinde yerine getirmelidir. Bu çabayı göstermeden ellerini açıp Allah'tan şifa dilemek, tek başına yeterli olmaz.

Çünkü Allah, yeryüzündeki her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. Elbette Allah Teâlâ, dilerse sebeplere başvurmaksızın da bir şeyi yaratabilir veya verebilir; ancak bunu beklemek, Allah'ın koyduğu ilahi kanunlara aykırı bir tutumdur. Bizlere düşen, sebepleri yerine getirmek ve üzerine düşeni yapmaktır. Bu anlayış, insanın hem dünya hayatındaki çabasını hem de manevî sorumluluğunu dengeleyen bir prensiptir.

Sözlü duâ ise, kişinin elinden geleni yaptıktan sonra Allah'tan yardım istemesiyle gerçekleşir. Fiilî duâ her zaman sözlü duâdan önce gelir. Ama ikisini birbirinden ayrı düşünemeyiz. Çünkü fiilî duâ bedenin eylemi ise; sözlü duâ da ruhun eylemidir. Zaten insan beden ve ruh ikilisinden oluşan bir varlıktır.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra Allah'a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez." (