İslâmî kavram olarak 'davet'; İslâm'a, Allah'a ve O'na kulluğa bir çağrıyı ve İslâm'ı insanlara anlatarak benimsetmeyi ve uygulanmasını sağlamayı ifade eder. Yani, davet; "İslâm'a veİslâm esaslarının uygulanmasına çağrı" anlamına gelir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "(İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve 'Ben müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir" (Fussilet Süresi, 33) "İşte bunun için (Allah'a) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol." (Şurâ Süresi, 15) Bu ifadeler davetçinin davet ettiği şey ile amel etmesinin davetten bir parça olduğunu göstermektedir. Bu ayrıntılara çok dikkat etmemiz gerekmektedir.
Çünkü İslâm'ın varlığını sağlayan davet olmadan İslâm'ın etkin bir şekilde varlığından bahsetmek mümkün olmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.)'e ilk inen âyet olan "oku" (Alak Süresi, 1) ifadesi ile hem kendisi hem de diğer insanlar için okuması emredilmiştir. Yine Hz. Peygamber (s.a.v.)'e inen ilk âyetlerden biri de: Kum fe enzir!"Kalk ve (insanları) uyar!" (Müddesir Süresi, 2) âyetidir. Rasûlullah (s.a.v.)'in İslâm'a davet etmesiyle hem İslâm hem de Rasûlullah (s.a.v.)'den sonra bu hayırlı risaleti taşıyanların en hayırlısını oluşturan ilk Müslümanlar meydanda var olmuştur. Bu ilk müslümanların davetiyle İslâm, diğer insanlara intikal etmiştir. Böylece bu güne kadar dava sürmüş ve kıyamet gününe kadar da sürecektir.
Yüce Allah şöyle buyurur: "İnsanlara hatırlat. Çünkü hatırlatma imanlı kimselere fayda verir." (Zâriyât Süresi, 55) İnsan her zaman uyarılmaya, yol gösterilmeye muhtaçtır. İnsan öğrenmediği ve bilgilendirilmediği takdirde hata eder. Müslümanları yanlış fikirlerin etkisinden arındıran İslâm'a davet olmadan tevhid bilinci oluşmaz, şirkten küfürden, bid'at ve hurafelerden, haramlardan, günahlardan sakınmak mümkün olmaz.
İslâm'a tabi olanların nefislerinde İslâm'ın arı ve duru olabileceği düşünülemez. İslâm'a davet olmadan İslâm'ın hayata hâkim olması düşünülemez. İslâm'a davet olmadan İslâm'ın güçlü bir şekilde dünyaya yayılması tasavvur bile edilemez. İslâm'a davet ile İslâm, geçmişteki izzetine ve gücüne kavuşur. Bugün bizler buna ne kadar da muhtacız. İslâm'a davetle İslâm, tüm insanlar arasında yayılır. Bu nedenle davet, İslâm'da önemli bir husus ve hayati bir iştir. İslâm'ın gönüllerde yer edebilmesi ve yayılması için gerekli bir unsurdur.
İnsanın yeryüzündeki ilk vazifesi kâinatı ve kendisini yoktan var eden, sayısız nimetler veren Yüce Allah'a iman etmesidir. Zaten insanın yaratılış gayesi, Allah'ı tanımak ve inanmak, O'nu sevmek ve O'na kul olmaktır. Allah'a kulluk yapmak için yaratılan insan, inanç, ibadet ve ahlâkî vazifelerini yerine getirdiğinde mükâfat olarak dünya ve âhirette mutlu, huzurlu bir hayat yaşar.
Tabii ki, bir mü'min olarak kendimiz için dünya ve âhiret mutluluğunu isteriz. Aynı şekilde diğer insanlar için de bunu istemeliyiz. Nasıl ki kendimiz için iman, ibadet ve ahlâkî görevlerimizi yaparak, Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına uyarak dünya ve âhiret saadetini istiyorsak, diğer insanlar için de bunu istemeliyiz. Yani İslâm'ı diğer insanlara da tebliğ etmeli ve onların da İslâm'ı yaşamalarına katkı sağlamalıyız.
İslâm davetçisinin önce İslâm'ı doğru bir şekilde öğrenmesi gerekir, davet ettiği İslâm'ı iyi bilmesi lâzımdır. Körü körüne değil, İslâm'ı bilerek davet etmek gerekir. Bunun için davetçi, kendisini geliştirmelidir. İnsanların hidayetine vesile olmak suretiyle, insanlara faydalı olmaya çalışalım. G

130