Makbul başörtülünün hudutları

Şule Demirtaş
08.05.2026
7

Türkiye'de muhafazakâr kadın uzun yıllar boyunca toplumsal hayatın en sert tartışmalarının ortasına yerleştirildi. Başörtüsü yalnızca inanç pratiği olarak görülmedi. Modernlikten rejim tartışmalarına, kültürel yönelimlerden yaşam tarzı kavgalarına kadar her başlıkta üzerine konuşulan siyasal bir işarete dönüştürüldü.

Bu sebeple birçok muhafazakâr kadın, kendi hayatını yaşayan sıradan bir insan gibi değilmiş de sürekli anlam yüklenen bir sembolmüş gibi muamele gördü. Üniversite kapılarında başlayan gerilim televizyon ekranlarına, gazete manşetlerine, gündelik hayata kadar yayıldı. Kendisine yönelen bakış, çoğu zaman insanı anlamaya çalışan bakışlar gibi değildi. Daha çok dönüştürmek, hizalamak isteği uyandıran bir nazardı. Muhafazakâr kadının hafızasında biriken kırgınlığın arkasında işte tam olarak bu uzun tarih yatıyor.

Fakat bugün ortaya çıkan tablo seküler baskının bir başka tezahürü. Zira geçen uzun zaman içerisinde başka türlü sıkışma ve gerilim hattı oluştu. Bir dönem başörtülü kadınların görünürlüğüne itiraz eden çevrelerin karşısında artık görünürlüğünü destekleyen ama nasıl konuşacağını dikkatle izleyen başka bir anlayış var. Sorun yalnızca başörtülü kadının görünmesiyle ilgili de değil; Ne zaman konuşacağı, hangi konuda eleştiri getireceği, neyi sorgulayabileceği de önem taşıyor.

Bu anlamda yıllardır yazdığım hemen her yazıda aynı duvar önüme çıkıyor. Hukuksuzluğu yazıyorsunuz "muhalif görünmeye çalışan başörtülü" oluyorsunuz. Kültürel tahakkümü eleştiriyorsunuz "sekülerlere yaranmaya çalışan muhafazakâr" sayılıyorsunuz. Kendi çevrenize dönüp soru sorduğunuz anda bu kez "kendini farklı sanan entelektüel" oluveriyorsunuz. Böyle anlarda kimse aslında gerçeğin kendisiyle ilgilenmiyor. Deprem ihmallerini yazmanızın, adaletsizliği, gelir eşitsizliğini, enflasyonu, eleştirmenizin, toplumsal kibri sorgulamanızın önemi kalmıyor. Tartışma birkaç dakika içinde sizin kim olduğunuza kayıyor. Çünkü birçok insan için asıl rahatsızlık, halen daha söylenenlerin içerisindeki vahamet ve gerçeklik değil, o cümleyi kuran kişinin taşıdığı kimlik...

Başörtülü bir kadın olarak konuştuğunuzda önce kimin adına konuştuğunuzu anlamaya çalışıyor, sonra da ait olduğumuzu sandıkları yere geri çağırıyorlar. "Yaranıyor", "kendini özel sanıyor", "birilerine göz kırpıyor" gibi laflar fütursuzca ortaya çıkıyor. Çünkü muhafazakâr kadının kendi başına bir düşünce çizgisi kurabilmesi -hâlâ- birçok kişiyi huzursuz ediyor. Bir erkek aynı eleştiriyi yaptığında ona "yazar", "düşünür", "eleştirmen" deniyorsa kadın yaptığında karakter çözümlemeleri başlıyor. Neden böyle konuştuğu, kimden onay beklediği, hangi tarafa yaklaşmaya çalıştığı tartışılıyor. Sanki fikir üretmiyor da açıklanması gereken tuhaf bir yönelim taşıyormuş gibi...

Bir süre sonra insan şunu fark ediyor: İnsanlar sizi -yeniden- tanıdıkları yere yerleştirmeye çalışıyor. Çünkü onlar için halen daha kendi mahallesinin dışına taşmadan konuşan muhafazakâr kadın güven veriyor. Tekrar eden, destekleyen, mevcut çizginin dışına çıkmayan kadın figürü sorun oluşturmuyor. Fakat aynı kadın hukuksuzluk hakkında konuştuğunda, iktidarın dilini eleştirdiğinde ya da kendi çevresine dönüp rahatsız edici bir soru sorduğunda atmosfer bir anda sertleşiyor. O noktadan sonra ortam kendisini niyet tartışmalarına çoktan bırakıyor zaten.

Burada benim için dikkat çekici olan, bu dışlama biçiminin iktidarın son yıllarda öne çıkardığı yeni muhafazakâr genç kadın profilinde tam bir karşılığının olmaması. Çünkü bugün teşvik edilen muhafazakâr kadın şehirli olabilir, yabancı dil bilebilir, iyi eğitim alabilir, sosyal medyada görünür olabilir, kültürel üretime katılabilir. Estetik zevkleriyle, seyahatleriyle, akademik başarısıyla öne çıkabilir. Fakat bütün bu serbestlik çoğu zaman düşünme ve bunu korkusuzca ifade edebilmeye kadar uzanmıyor.