Zamanımızın annelerini bedbaht eden bir mesele…

Şükrü Bulut
23.07.2025
3

Bahsedeceğimiz acı, bütün anneleri ilgilendiriyor. Fakat çerçeveyi azıcık daraltacağız. Yuvasını mutlu ve hatta cennet köşesi yapabilecek imkânları olduğu halde, cehennemî hayatlar içinde dünyadan geçip giden dindar anneleri nazara alacağız. Diğer annelerin malum sebepleri ve bahaneleri olabilir. Fakat Allah'a ve ahirete inanan, evinde Kur'ân ve hatta Kur'ân'ın tefsirleri bulunan bedbaht anneler... Evlenirlerken, yavrularına isim verirlerken ve onları büyütürken dinde hassas olan anneler...

Bu mevzunun bir makalede anlatılamayacağını biliyoruz. Bütünü elde edemeyeceğiz diye, tümünü terk edecek de değiliz. O çerçevelerden birisinin kenarını... Büyük ve geniş binanın bir taşını... Veya bir alâmetini... Okuyucularımız ariftirler, işaret yeter.

Yaşayabilmek için başka insanlara muhtaç ve hayatına içtimaî dayanışmalarla devam edebilen insanın evlenmesinin en büyük hikmeti, elbette neslin devamı olacaktır. Nesli devam ettirmek üzere bu ağır yükü omuzlanan kadın ve erkeğe, Allah'ın ihsan ettiği peşin zevkleri burada anlatmayacağız. Fakat ebeveynler hayatı kolaylaştırmak ve meşakkatleri tatlılaştırmak üzere yine Rablerine, O'nun (cc) mesajına ve en büyük öğretmenimiz olan Peygamberimizin (asm) tavsiyelerine ve pratiklerine yöneldiklerinde, hep mutlu olmuşlardır. Mutlu yuva ve yuvanın mutlu fertleri... Ve sonra bu mutlu insanların hayatları ve çalışmaları... İşte büyük medeniyetler bu mutlu başlangıçların meyveleridir.

Sözünü ettiğimiz annelere: "Binbir ihtimamla yetişmesine çalıştığın yavrunun, ona ihtiyacın olduğunda (ihtiyaç maddî değildir) nasıl bir insan olmasını beklersin" sorusuna verecekleri cevapları da tahmin edebiliyoruz. Rablerini tanıyan, Kur'ân ve Sünnet'teki "hukuku'l-valideyn"i bilip riayet eden evlâdı tarif edeceklerdir.

Anneler; Rablerinden sonra yavrularının biricik terbiyecileri olduklarının farkında olarak, genellikle babalardan ziyade çocuklarının istikballerini düşünürler. Şefkatleri de bu endişeyi harladığında, zamanla genellikle ifrata girip, "geleceğimiz" dedikleri yavrularının hem dünyalarını, hem de ahiretini heba ediyorlar. Onları Rablerinden bir ihsan olarak bilen anneler, zamanımızın medeniyet terbiyesine (Allah'a inkârı esas alan) çocuklarını teslim ettiklerinin farkına varamadan, bindikleri biricik dallarını kesiyorlar.

Burada isimler bizi şaşırtmasın. "Mektep" de diyebiliriz, "lâdinî eğitim," "felsefî eğitim," "Avrupaî eğitim," "seküler eğitim" veya "materyalist eğitim" diyebileceğimiz gibi... Allah'ın varlığının nazara alınmadığı, vahye dayanan ahlâktan hiç bahsedilmediği ve çoğu kez inkâr-ı ulûhiyetin ders verildiği söz konusu mekteplerde, çocuklarının dünyevî tahsil görmesini teşvik eden anneler, acaba neyin bekleyişindeler Allah'a imanını kaybetmiş, Peygamber'i tanımayan ve hedonizmi normal gören çocukların, anneleriyle aynı çatı altında bulunmak istemeyeceklerini, dindar anneler önceden tahmin edebilirler miydi