İran'ın savaşı mı

Siz de merak ediyor musunuz

Günümüzdeki, İran'a yapılan ABD-İsrail ittifaklı saldırıyı, tarih hangi nam altında kaydedecek ABD ve AB halklarının lanetlediği bir savaşa, "ABD-İran savaşı" diyebilir miyiz Veya Amerika'nın kanatları altındaki İsrail'e, Avrupa'dan gelen bunca desteğe rağmen İsrail'i hangi tarafa kaydedeceğiz... Yoksa bazı nâdanlar gibi, "Haçlı-İran çatışması" mı diyeceğiz... Biliyoruz ki, Yahudîlerin, intikam için fırsat kolladıkları can düşmanları, kendilerini yüzlerce defa katliama ve tehcire mahkum eden Hıristiyanlardır...

Bu savaş İran'ın savaşı ise, kimlere karşı Dünya kamuoyunu şaşırtan perdeleri; Bediüzzaman'ın gösterdiği paradigmalarla aralayabileceğimizi söylemeyi sürdüreceğiz. Âhirzaman'daki savaşın; devletler-milletler üstü olduğunu, semavî dinlerle küresel dinsizlikler arasında vuku bulduğunu, fıtratın gereği olan millî devletler ile bu devletleri global elitin idaresine mahkum etmeye çalışan Neoliberaller arasında cereyan ettiğini yazmaya devam edeceğiz.

İran'ın savaşını çerçevelemeye makaleler değil, kitaplar lâzım. Günümüzdeki İran'ı cezalandırmaya kalkışan küresel ihtilâlci Marksistlerin, Şah'a karşı Humeyni'yi destekledikleri 1970'lerin sonundaki rejim değişikliğine değil; belki de 1953 Musaddıkîlerine ve hatta 1900'lerin başlarındaki İran'ın savaşlarını anlatmak gerekir. Bazı gayr-i samimî dindarların Siyasal İslâmcılık cihetiyle İran'a yaptıkları tenkidin, İslâm düşmanlarına manen yardım olacağını bildiğimizden; dâhilî meselelerimizi demokrasi zamanlarına bırakmayı da, bu vesileyle hatırlatalım. Sovyetlerin dağılışıyla yönünü İslâm coğrafyasına (Yeşil Kuşak) çevirmiş küresel ihtilâlci inkâr-ı ulûhiyetçilerin (Neocon) çapul ve yağmalarını görememek, ingiz'i Celâleddin'e tercihten başka bir şey olmamalı...

İran'ın tarihini okuyanlar, savaşların demokrasi mücadelesi olduğunu bileceklerdir. Demokrasi Batı'da henüz tesis edilmemişken İran halkının demokrasi mücadelesi vardı. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında, otoriter istibdattan demokrasiye yönelen ilk Doğu devleti sayılır İran... Tek kişilik istibdattan parlamenter sisteme geçmeye kalkıştığında ise, Küresel Marksistler İslâmcılık kartıyla demokrasiyi engellediler... Aynı güçler, getirmeye yardımcı oldukları zihniyeti müdahale ve zulüm ile göndermeye çalışıyorlar. Ramazan-ı Şerif'imizi hüzne boğan bu savaşı başlatanların, ahmakçasına, Irak işgalcilerinin "demokrasi" sloganını kullanmaları, onları insaniyete karşı rezil ü rüsva ediyor. Seleflerinin Irak Savaşı'ndaki zulmü ve israfı seçimlerinde kullanarak başkan olmuş birisinin, misyonuna bu denli ihanetini de hayretler içinde izliyoruz...

İran'ın savaşının dinî, millî, iktisadî ve siyasî olduğunu söyleyenlere, bu telâkkiyle meselenin özünü anlamamızın yeterli olamayacağını belirtiyoruz. Ümmetin vahdetini, İslâm şemsiyesini ve Şia yaklaşımını esas alan İran'ın; "Açık Toplumcu" Küreselcilere kapılarını açamayacağını biliyoruz. Neoliberallere kapılarını kapattığı gibi, BOP programıyla 1990'lardan sonra sahaya çıkan Neoconlara karşı da cephesini tahkim etmişti. Rejime millî denilemezdi. Üç bin senelik tarihlerinin ve kültürlerinin sevkiyle millî renkler öne çıksa bile, etnik yapısı itibariyle Persliğini hatta Şialığını arka sıraya koymuş, nev-i şahsına münhasır bu idare hakkında dünya kamuoyu fazla bilgilenememişti. Savaş esnasında, ABD idarecilerinin bu meselede ne kadar cahil olduklarını gördük. Onların İran rejimini terörist, diktatör ve saldırgan gösterme çabalarına kamuoyları yalnızca gülüyorlar... İran rejiminin dışarıdan görüntüleri, Neoliberal ajanların verdikleri bilgiler ve zahiren çok farklı milletlerden oluşmasıyla parçalanabilir oldukları telâkkisi, ABD'nin önemli yanlışları arasına girdi. Condoleezza Rice'in petrol adam Bush zamanında hazırladığı BOP haritasında parçalanmış İran'ın, Suudi'nin, Suriye'nin ve Irak'ın, hayalden öteye geçemeyeceğini, pahalıca bir kez daha öğreniyorlar. Kaldı ki ABD'nin, başkan Carter döneminde İran ile yaşadığı rehine krizini unutmaması gerekiyordu. Kökleri Kirmanşah'a dayanan dengesiz Amerika başkanının, birçok saikle İsrail'in kuyruğunda BOP'çuların tuzağına düşmesi ise, MAGA'cıların (Yeniden Büyük Amerika) izzetlerini hâk ile yeksan etmiş görünüyor.