İman ile küfrün global savaşına dair…

Şükrü Bulut
02.03.2026
6

Kelimelerin yanlış anlamları, hakikatin kapısını kapatmamalıydı...

Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinde; Âdem (as) Babamızla başlayan iman-küfür mücadelesinin, kıyamete kadar devam edeceğini okuduğumuzda, çoğu kez mücadelenin boyut ve şekilleri üzerinde fazla durmadık. Temel paradigmalardaki hatalarımız; tarih kadar günümüzü de yanlış okumamıza sebep oluyor ve yarınla alâkalı stratejilerimiz de yanlış oluyor.

Moğolların büyük bir musibet halinde İslâm coğrafyasını yakıp yağmalamasını iman-küfür savaşı olarak telâkki edemediğimizden, günümüzdeki küresel iman-küfür mücadelesini de anlayamadık. Bediüzzaman, "Ben imanın cereyanındayım ve Avrupa zalim kâfirlerine karşı Kur'ân'ı müdafaa ediyorum" derken, neyi kastediyordu Bir ülkenin, ordunun, milletin veya coğrafyanın küçük parçalarına kadar bölünmüşlüğünün zamanımıza nasıl aksettiğini de anlayamadığımızdan; bakışlarımız düne takılı kaldı.

İtiraf etmek fazilettendir. Kur'ân'a ve Kur'ânî eserlere gerekli kıymeti vermediğimizden, kuşatılmakta olduğumuz cehaletimizi itiraf etmeliydik. Dünde kalmış kelimeler ve yanlış manalarıyla yarını inşa etmeye çalışan bir kısmımız, farkında olmadan; Kur'ân ve insaniyet düşmanlarına dua ediyoruz. Büyük günahlarına keffaret olacak cezbelerinden mahrum bu insanların, ingiz'e meyillerine şaşırmıyoruz. Zira ahirzamanın dehşetinde yaşıyoruz.

Ahirzamanın dehşetli fitnelerinin mahiyetlerini Kur'ân ve hadisle en açık ve anlaşılır biçimde izah eden, Bediüzzamandır. Bediüzzaman'dan zamanımızın atlasını ve yol haritasını temin edenlerin, ehl-i sünnet caddesinde istikametli yürüdüklerine şahit olanların şehadetlerini nazara almak durumundayız. Zamanın fikir coğrafyalarını, ideoloji savaşlarını, felsefî cereyanlarını, Doğu-Batı çatışmalarını Risale-i Nurdan okuyanların kullandıkları kavramların mahiyetini bilmeyenler, elbette aldanarak İslâm düşmanlarının saflarında yeralacaklardır. Niyetlerinin sâfîliği, davalarına salabetleri ve ferdî faziletleri onları düşman safında, küresel dinsizliğe asker olmaktan kurtaramıyor.

Zamanımızdaki insanları Babil'deki tebelbül-ü akvam gibi aynı manalı kelimeleri kullanamadıklarından, birbirilerini kırmaya başladılar. Global çatışmaya dönüşen bu hadisenin mahiyetinin ancak zamanımızdaki Kur'anî mesajlarla anlaşılacağını bilenler de farklı kelimelerle anlaşmaya çalışıyorlar. Ekseriyetle dünden kopya çekerek bugün ve yarının meselelerini seslendirenlerin kullandıkları kelimeler kadar, kavramları da yanlış olunca; aileden topluma ve camiden devletin tüm organlarına kadar mahiyeti tanımlanmamış bir çatışmayı yaşıyoruz.

Toplumun müsamaha sınırlarını aşmayan münakaşalarını bir tarafa bıraktığımızda, çatışmanın iman-küfür temelinde geliştiğini söyleyebiliriz. Asr-ı Saadete benzer tarafı da var. Aynı ailede bir sofradaki fertlerin zıd yönlere koşuşturmaları, birbirilerini inkârları ve neticenin kısa zamanda Kabil'in öfkesine dönüşmesi, İslâm'ın doğuş zamanlarını andırıyor. Yalnız günümüzdeki zamanın münafıklığı, ferdlerin nifakını geçmiş durumda. Yalan ile doğruyu, sevgi ile düşmanlığı, adaletle zulmü ve güzel ile çirkini aynı heybede taşıyanların sayıları oldukça fazla... Böyle bir toplumda yalnızca kelimeler dert çıkarmıyor; bakışlardan hareketlere, duruşlardan ifadelere kadar... Doğru ile yanlışı tefrik için insanlarda ne ölçü ve ne de ölçüyü okuyacak nazar...