Yazar, Avrupa'da yaşayan Müslüman annelerin karşılaştığı sosyal ve manevi zorlukları, Anadolu'daki aile yapısı ve toplumsal desteğin eksikliğiyle açıklıyor. Annelik öncesinde yeterli altyapı ve manevi cemaat olmadan kurulan evliliklerin trajedi doğuracağını savunurken, kadın medreseleri ve sohbethanelerin bu eksikliği karşılayabileceğini öne sürüyor. Ancak bireysel yetersizliğin tamamlanması için gereken sosyal altyapı ve destek sistemleri, ne Batı'da ne de Türkiye'de tam anlamıyla var mıdır?
Gurbet kelimesi, tıpkı garip gibi guruptan müştak olduğunu belirtmiştik.
Asya'da gurbeti, gurup cihetine giderek sılayı terketme manasına kullanmışlar. Belki de Ortaasya'dan bu yana... Batıdan Doğu'ya sefere çıkmışlar içinde, Makedonyalı İskender'in dışındakilerini tarihler pek yazmıyor. Müslümanların Maveraünnehirde medeniyetleri inşa ettikleri zamanlarda gurbet için, daha çok diyar-ı Rum tabiri kullanılmış. Belki de Hazar ve Kafkas'ı geçenler bu gurbete dâhil oluyorlardı.
Zamanımızda gurbet kelimesi vatanlar içindeki sıla dışındaki diyarlara umumen kullanılsa da, ekseriyetimiz Avrupa'yı diyar-ı gurbet sayarız... Ve yakın zamanlarda nisbeten, Amerika Kıtası da bu manaya dâhil oldu.
Bu yazımızdaki gurbetin çerçevesini Avrupa'ya hasredelim diyoruz. Bediüzzaman'ın Hristiyanlığın Kilisesi olarak nitelediği günümüz Avrupa'sının uğradığı menfî değişim, sosyal felâketler, kaybolan insanî değerler, tanınmaz hale getirilmiş sosyal devlet ve globalizm adına insanlığa inen darbelerle Avrupa'nın başına gelenleri bilenler, bu gurbette anne olmanın hangi manaya geldiğini mutlaka anlıyorlardır. Amerika ve Avustralya'daki gurbet şartlarının, Avrupa'dan daha kolay olduğunu, her iki kıtada yaşayanlar mukayese edebilirler.
Otuz-kırk sene önceki şartlar bu kadar dehşetli değildi. Anadolu geleneğinin aile üzerindeki etkisi, nesiller arasındaki bağlar ve Alman Toplumunun Müslümanlara yönelik müsbet insanî yansımaları, genç annelere kuvvet veriyordu. Yuvaları için fedakârlığı peşinen kabullenmiş eşler ve onlara kolkanat geren ebeveynlerle, genç anneler önlerini görebiliyorlardı. Günümüzün annelerini yavrularıyla inleten şartları ve ortaya çıkan manzaraları tasvir etmeyeceğiz. Yalnızca, dünya/ahiret şekavetini netice verecek zorlu labirentlerden saadete çıkışının yollarını birlikte arayacağız.
Bizi yoktan vareden, anne/babanın kucaklarında büyüten, muhtaç olduğumuz rızkı veren ve diğer ihtiyaçlarımıza en güzel şekilde cevap veren Rabbimiz; elbette bize çıkış yolunu gösterecek, ailemizi koruyabileceğimiz zeminleri yaratacak ve yavrularımızı Cennete lâyık şekilde hazırlayacak şartları elbette verecektir.
Avrupa gurbeti, Hıristiyanlığın şevket-i dairesidir. Müslümanların şahs-ı manevî olarak sosyal hayata yansımaları önünde ciddi engeller vardır. Bu engellere en fazla maruz kalanların – şeairleri hayata yansıttıklarından- kadınlar olduğunu da belirtmeliyiz. Bütün olumsuzluklara rağmen kadınlarımızın ve özelde genç annelerin bulundukları yerde mutlaka şahsımaneviler tesis etmeleri gerektiğini de biliyoruz. Üç-beş kadın da olsa, aralarında bir şahs-ı manevî oluşturmuş, tesanüd içinde kenetlenmişlerse, insaniyeti/ İslâmiyeti yaşama şartları artıyor, demektir.
Fizikî mekânlar, Kur'ân ve hadis etrafında toplanmalar ve mahrem hayatlarının dışındaki zamanları bu mekânlarda (medreselerde defa haftada üç-dört) beraber yaşayanlar için kurtuluş, belirgin hâle gelmiştir. Karşılıklı dayanışmaların özünde teselli, teşvik, tecrübe alışverişi ile maddî-manevî destek olunca, altyapıları olan annelerin sözkonusu medreselerde fevkalade başarılı olduklarına çok şahit olmuşuz.

5