Atina'da bir 'fine dining' deneyimi

Normalde Atina'da tavernalara giderim. Çünkü Yunan mutfağının temel seviyesi inanılmaz yüksek. Bu yüzden 'fine dining' çoğu zaman gereksiz gelir. Zaten harika olan bir mutfağı fazla teknikle bozmak kolaydır. Neyse ki Makris Athens artık klişeye dönüşmüş bir 'hikâye' ve 'farm to table-tarladan tabağa' pazarlaması değilmiş...

Atina'ya bu sefer gastronomi için değil, Fenerbahçe'nin final four macerası için gittik. Basketbol bizi biraz üzdü ama Atina yine sofrada kendini affettirmeyi başardı. Bu vesileyle Uludağ'a da davetleri için teşekkür etmek lazım.

Normalde bu şehirde rotam çok bellidir. Fine dining restoranlardan çok tavernalara giderim. Karamanlidika gibi yerler bana çoğu zaman beyaz örtülü restoranlardan daha fazla keyif verir. Çünkü Yunan mutfağının temel seviyesi inanılmaz yüksek. En sıradan tavernada bile doğru zeytinyağı, iyi domates, düzgün balık ve gerçek bir karakter bulursunuz. Bu yüzden Atina'da 'fine dining' bana çoğu zaman gereksiz gelir. Zaten harika olan bir mutfağı fazla teknikle bozmak kolaydır.

Doğum günüm için Makris Athens'e giderken de kafamda tam bu korku vardı açıkçası. Türkiye'de son dönemde sık gördüğümüz o hastalık... Lezzetin geri plana atıldığı, tabağınsa adeta TED Talk yaptığı restoranlar. Dumanlar, köpükler, hikâyeler, taşlar, cımbızlar... Ama kaşığı vurunca geriye hiçbir şey kalmıyor.

Haberin Devamı

Neyse ki Makris Athens o restoranlardan biri değilmiş.

Evet, menü teatral. 'The Ionian Sea... A memory of salt, sun and wind-İyon Denizi... Tuz, güneş ve rüzgârın hafızası' gibi isimleri görünce insan ister istemez göz devirmeye başlıyor. Ama işin güzel tarafı şu: Altını doldurabiliyorlar. Şef Petros Dimas'ın yaklaşımında gerçek bir toprak bağı hissediliyor. Kullanılan birçok ot, sebze ve çiçek ailesinin Korint yakınlarındaki çiftliğinden geliyor. Bu artık klişeye dönüşmüş 'farm to table' pazarlaması değil. Tabaklarda gerçekten yaşayan bir coğrafya hissi var.

Gecenin yıldızı benim için 'red mullet cooked with its scales, morels, nettle, assyrtiko' yani 'pullarıyla pişirilmiş barbun, morel mantarı, ısırganotu, assyrtiko oldu. Barbun pullarıyla pişirilmiş. Pullar neredeyse balık cipsi gibi çıtır. Altında kusursuz pişmiş balık eti. Morel mantarı ve ısırganotu toprağı getirirken assyrtiko'nun (bir çeşit beyaz üzüm) asiditesi tabağı ayağa kaldırıyor. Modern teknik var ama amaç şov değil, lezzeti büyütmek.

Haberin Devamı