Şuurlu Müslüman

Kur'an-ı Kerim'deki ayet-i kerimelerde zulme ve faili zalimlere alınacak tavır hakkında hiçbir bahaneye meydan verilmeyecek net ifadeler kullanılmaktadır. Resulullah Aleyhisselâtu Vesselam'ın Medine başkent olmak üzere kurduğu İslâm Devleti'yle ortaya koyduğu mücadele de tam olarak budur. Kur'an-ı Kerim'in emrettiği şekilde zulme ve faili zalimlere karşı mücadelesindeki tavizsiz uygulaması Müslümanlar için örnek olmuştur.

Dört Halife ve sonraki İslam devlet yöneticileri de meseleyi böyle anlamıştır. İspanya'yı fetheden Endülüs Emevileri, Malazgirt'te Bizans'ı yenen Sultan Alparslan, İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed Han, Viyana'ya sefer düzenleyen Kanuni, Siyonistlere direnen Sultan Abdulhamid-i Sâni ve niceleri. İ'lây-ı Kelimetûllah yani Allah'ın adını ve dinini yüceltmek, adaleti bütün cihana yaymak için "Cihad" etmiştir.

Son üç asırdır Müslümanlar, şuurunu, kimlik ve kişiliğini kaybetmiş; gerek İslâm Devlet Nosyonu'ndan gerekse İlây-ı Kelimetûllah hedefinden uzaklaşmıştır.

Müslümanların üç asırdır yaşadığı fetret dönemi ve batıl karşısında içine düştüğü mağlubiyet psikolojisini iyi değerlendiren kâfirler, kurdukları sistem, birlik ve paktlarla zulüm ortaklıkları tesis etmiştir.

Günümüzde ABD merkezli Siyonist Hristiyanlar (Evanjelikler) ile Siyonist Yahudilerin el birliğiyle Allah-u Teâlâ'nın arzını fesada uğrattığı, genelde bütün dünyada huzur bırakmadıkları özelde İslâm coğrafyasında zulme devam ettiği gerçeği ortadadır. Asırlar önce Kur'an-ı Kerim'de asırlar önce daha bu ikili arasında hiçbir dostluk ve müttefiklik yokken günümüze atıfta bulunulmuş, ikili arasında olacak ittifak anlatılmış; mezkûr ikilinin hem itikaden bir oldukları hem de birbirinin dostu oldukları açıkça beyan edilerek şöyle buyrulmuştur: "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah, zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez" (Maide Sûresi, 51).

Kur'an-ı Kerim'de sadece bu ikiliyle dostluk yasaklanmamış, Müslümanların kiminle dost olabileceği de belirlenerek şöyle buyrulmuştur: "Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Peygamberi ve namaz kılan, zekât veren ve rükû eden müminlerdir" (Maide Sûresi, 55).

Yine, Müslümanların birbiriyle dost olması gerekliliği üzerinde de durulmuş, daha ilerisi din kardeşliği bağı da tesis edilerek şöyle buyrulmuştur: "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz" (Hucurat Sûresi, 10).

Müslümanların din kardeşliğini istemesi, bu yönde irade ortaya koyması halinde Allah-u Teâlâ tarafından aradaki sevgi bağının tesis edileceği ise şöyle anlatılmaktadır: "Müminlerin kalplerini birbirine ısındıran O'dur (Allah). Eğer sen, yeryüzünde bulunanların hepsini harcasaydın onların kalplerini (böylesine) ısındıramazdın. Fakat Allah, onların arasını uzlaştırdı. Muhakkak ki O, çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibidir" (Enfal Sûresi, 63).

Allah-u Teâlâ tarafından Kur'an-ı Kerim'de emredilerek ortaya konulan ve peygamberi Hz. Muhammed Aleyhisselâtu Vesselam tarafından titizlikle ve eksiksiz uygulanan kurallarda, dost ve düşman tanımı tam olarak ortaya konulmuş, din kardeşliği bağının güçlendirilmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Kur'an-ı Kerim'deki açık emirler, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in uygulamaları ile Dört Halife dönemi başta olmak üzere ümmet-i Muhammed'in tutumu ve Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ile son örneğinde görüldüğü gibi Müslümanların birlik, beraberliği, güçlü, izzetli duruşuyla adaleti tesis eden konumu günümüzde zafiyete uğramıştır. Bunun sebepleri çoktur ancak yeniden başlamak ve yeniden şuurlanmak/bilinçlenmek için yapılması gerekenler vardır: