Yahudiler, kendilerini üstün kabile, diğer milletleri ise insan görünümlü hayvan yani "goyim" olarak görmektedir. Üstün ırk inancı, tahrif ettikleri Tevrat'ta şöyle anlatılmaktadır: "Siz Rabb'in oğullarısınız. Çünkü sen, Rabb'e mukaddes bir kavmisin ve Rabb, bütün kavimlerden üstün olarak, kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti" (Tesniye, 14/2); "Ve Rabb'in sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin. Gözün onlara acımayacak" (Tesniye, 7/16).
Yahudiler, sadece üstün ırk inancını değil, "Arz-ı Mev'ud" yani vadedilmiş topraklar inancı da Tevrat'a sokuşturmuştur. Muharref Tevrat'ta bu şöyle anlatılır: "O gün Rab, Abram'la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: 'Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan bu toprakları... senin soyuna vereceğim" (Yaratılış 15:18-21).
Tahrif edilmiş Tevrat'a sokuşturdukları üstün ırk inancı ve vadedilmiş toprak hayalini tarih boyunca gerçekleştiremeyen Yahudiler, asırlarca dünyanın farklı bölgelerinde fakr u zarûret içinde yaşamıştır.
Yahudiler, milattan önce 900'den itibaren devlete kavuşamamış, Babillere, Mısırlılara, Romalılara, Perslere mağlup olmuş; İslâm güneşinin doğmasından sonra da şerefli Muhammed ümmetine boyun eğmek zorunda kalmıştır.
Mukaddes İslâm dininin mukaddes peygamberi Hz. Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm, kurduğu Büyük İslâm Devleti'ne ihanet eden "Benî Nadir, Benî Kaynuka ve Benî Kurayza" Yahudilerinin cezasını vermiş; Hayber'de de ihanete bedel ödetmiştir.
Hz. Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm'ın kurduğu Büyük İslâm Devleti'nin başkanı Hz. Ömer (r.a), miladi 638 yılında Kudüs'ü fethetmiş, nesilden nesle intikal eden bu miras, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim Han zamanıyla birlikte Devlet-i Aliyye-i Osmâniye'nin yani Türklerin kontrolüne girmiştir. Devlet-i Aliyye-i Osmâniye'nin elinde 400 yıl, toplamda Müslümanların elinde 1200 yıl huzur bulan mübarek belde, son asırda sahipsiz kalmıştır.
Devlet-i Aliyye-i Osmâniye'nin güçlü şekilde Müslümanların hamisi konumunu muhafaza etmesi ve Yahudilerin, dünyanın farklı bölgelerinde dağınık şekilde yaşaması, hedeflerini gerçekleşmesine engel teşkil etmiştir. Bu yüzden Yahudilerin bir araya gelip devlet kurma hayali, hep metinlerde kalmış; Dini Siyonizm'den siyasi Siyonizm'e geçişleri mümkün olmamıştır.
Theodor Herzl'in 1897 yılında 1. Siyonizm Kongresi'ni topladığı yıllar, Büyük Osmanlı Devleti'nin zayıfladığı, İngiltere'nin güçlü olduğu bir döneme tesadüf etmektedir. Ayrıca Yahudi sermaye sahiplerinden Rothschild ailesinin Avrupa'da, Rockefeller ailesinin Amerika'da güçlenmesi, devlet kurma fikrinin hayata geçirilmesini kolaylaştırmıştır. Zira, Rothschild ailesi İngiltere'de yönetime etki etmeye başlamıştır.
Büyük Osmanlı Devleti'nin yıkılma sürecine girmesiyle, 1916-17 yıllarında Sykes-Picot Antlaşması ve Barfour Deklarasyonu'yla ecdadımız Filistin bölgesinden çekinmek zorunda kalmış; söz konusu topraklar İngiltere tarafından işgal edilmiştir. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Barfour, Rothschild'in telkinleriyle bölgede Yahudilerin devlet kurulmasının temellerini atmış; gerek Rothschild ailesinin toprak alımları, gerek bölge halkına yapılan baskılar gerekse İngiltere'nin işgal ettiği topraklara Yahudileri yerleştirmesiyle Filistin toprakları işgal edilmiş, 15 Mayıs 1948 tarihinde de burada işgalci İsrail rejimi kurulmuştur.
Yahudi Siyonizm'inin başarısı gibi görünen bu hadise, aslında başarı değil, Hristiyan İngiltere'nin himayesinde gerçekleşen işgaldir. İşgal, şimdi de ABD'deki Siyonist Hristiyanlar (Evanjelikler)'ın himayesiyle devam etmektedir.
Mukaddes Aksa'mız, Kudüs'ümüz ve bütün bölge, Müslümanların mülkü olduğu halde uzun vadeli ve sinsi planlarla Siyonist rejimin bölgede yerleşmesi ve gücünü tahkim etmesi için altı aşamalı plan devreye sokulmuştur.
BİRİNCİ AŞAMA: Siyonist rejim, 1948'de Batı Kudüs'ü, 1967'de Doğu Kudüs ve Batı Şeria'yı işgal etmiş; buradaki demografik yapıyı değiştirmek için Müslümanlara karşı insanlık dışı şiddet uygulamıştır. Bir taraftan bölgenin gerçek sahibi Filistinli Müslümanların Kudüs'te konut yapmasına izin verilmezken, diğer yandan dünyanın değişik yerlerindeki Yahudiler buraya transfer edilmiş, on binlerce Filistinlinin evleri ellerinden zorla alınmış, tehdit, şantaj ve katliamla halk buradan uzaklaştırılmıştır. Filistin topraklarındaki işgal ve demografik yapının zorla değiştirilmesi günümüzde artarak devam etmektedir.
İKİNCİ AŞAMA: İkinci aşama, Kudüs'ü başkent ilan etme planıydı. Bunun için İsrail, 30 Temmuz 1980'de Kudüs'ü başkent ilan etmiş ancak Müslümanların tepkisi ve o günlerde Millî Görüş hareketinin partisi MSP'nın, 6 Eylül 1980 tarihinde Konya'da yüz binlerce kişiyle düzenlediği Kudüs Mitingi'nin de etkisiyle bu girişim akim kalmıştır. BM Güvenlik Konseyi, Müslümanların tepkisinin de etkisiyle 478 sayılı kararla Kudüs'ün başkent ilan edilmesini geçersiz saymıştır. İkinci teşebbüs, Evanjelik ABD'nin himayesinde 1993'te Oslo Anlaşması'yla gerçekleştirilmiştir. Üçüncü teşebbüs, 6 Aralık 2017 ABD Başkanı Trump ile Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu'nun ortak basın toplantısıyla gerçekleştirilmiş, "Yüzyılın Anlaşması" ilan edilen plana göre Kudüs, bölünmeksizin İsrail'in başkenti ilan edilmiştir. ABD, 14 Mayıs 2018'de büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşımış, İslâm dünyası sessiz kalarak Doğu Kudüs ve Batı Kudüs ayrımına yönelik birkaç çekingen cümleyle işi savsaklamıştır.
ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Üçüncü aşama, "Ortak Ata İbrahim", "İbrahimî Dinler" ve "Dinlerarası Diyalog" kavramlarıyla Müslümanlarla Haçlı ve Siyonistler arasında ünsiyet peyda etme girişimidir. Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın oğlu İsmail'in neslinden Müslümanlığın, diğer oğlu İshak'ın neslinden Yahudi ve Hristiyanlığın tevarüs ettiği saikıyla "İbrahimî Dinler" tabiri kullanarak başlanılan süreç, asliyeti bozulmuş Yahudilik ve Hristiyanlıkla, tek harfi dahi değişikliğe uğramamış, asliyetini muhafaza eden İslâm'ı aynileştirme operasyonudur ve İbrahimi Dinler projesiyle Müslümanların Yahudilere karşı ılımlı hale getirilmesi hedeflenmiştir.

3