Yazı, insanın meleklerden farklı olarak özgür iradeyle donatıldığını ve şeytanın bu iradeden harç çıkaramadığını, sadece telkin edebildiğini İslami kaynaklarla açıklar. Temel iddia, insanın kötülüğü seçmede tamamen sorumlu olduğu ve şeytana "beni zorladı" deme hakkı olmadığıdır. Fakat bu yaklaşım, vesvese ile irade arasındaki psikolojik sınırı ne kadar keskin çizebileceğimiz sorusunu açık bırakmıyor mu?
İnsan, yaratılış kodları ve özgür iradesi bakımından kendisinden önce yaratılan melekler ve cinlerden farklı ve özgündür. Zira, özgür iradeye sahip olmayan, ibadet ve itaate kodlanmış melekler ile, yaratılış özellikleri, kodları ve frekansları cihetiyle ayrı olan cinlerden farklı olan insanın yaratılış aşaması, hem olağanüstüdür hem de yaratılışı sonrası meleklere tanıtılmasıyla başlayan, Hz. Âdem'in ve şeytanın çocuklarının mücadelesinin yeryüzünde devam ederek kıyamete kadar sürecek olması cihetiyle de önemlidir ve iyi bilinmesi gerekir.
Kur'an-ı Kerim'in ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) anlatımlarında belirtildiği gibi ilk insan ve ilk peygamber Âdem Aleyhisselam, topraktan (çamur ve balçıktan) yaratılmıştır. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır: "Yemin olsun ki! Biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık" (Hicr Sûresi, 26).
İlk insan ve ilk peygamber Âdem Aleyhisselam'ın yaratılış aşamaları Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılmaktadır: "Hatırla ki, bir vakitler Rabbin meleklere, 'Ben kuru çamurdan, şekillenmiş balçıktan bir insan yaratacağım! Onu düzelttiğim ve kendi ruhumdan ona üfürdüğüm vakit, siz hemen onun için secdeye kapanın!' demişti. Bunun üzerine bütün melekler (eğilerek) toptan secde ettiler. Yalnız İblis müstesna! O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi. Rabbi, 'Ey İblis! Sen, niye secde edenlerle beraber olmadın' dedi. İblis, 'Ben, senin kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insana secde edecek değilim!' cevabını verdi. Allah Teâlâ, 'O halde, hemen cennetten çık! Çünkü kovulmuşsun! Ve bu lanet, kıyamet gününe kadar senin üzerindedir!' buyurdu" (Hicr Sûresi, 28-35).
Kur'an-ı Kerim'in beyanına göre insanın yaratılış aşamasında meleklerin teslimiyeti ile şeytanın isyanı, isyan etmesinden sonra kâfirlerden oluşu şöyledir: "Hani biz meleklere Adem'e secde edin (saygıyla eğilin) demiştik de bütün melekler secde etmişlerdi. Ancak İblis, secde etmekten yüz çevirip kibirlendi ve kâfirlerden oldu" (Bakara Sûresi, 34).
Şeytanın Allah-u Teâlâ'nın emrine nasıl karşı gelebildiğine şaşıranlara, sadece şeytanın değil, insanın da kendisine verilen özgür iradesiyle benzer cürümleri yapabildiğini hatırlatmak gerekir. Allah-u Teâlâ'nın imtihan gereği özgür irade vermesi ve bu iradenin inkâr dahil olmak üzere çok geniş bir alanı kapsaması, yaratıcının buna müsaade etmesi hâşâ yaratıcının acziyeti değil, bilakis her şeyi kontrol edebilmesi, irade özgürlüğünün sonucunda hesabı görebilecek güce sahip olması demektir. "Dönüşünüz ancak Allah'adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir" (Hûd Sûresi, 4) ayeti buna işaret eder. İşte bu tam manasıyla güçtür, ilahlıktır.
Şeytanın itirazından sonra mühlet istediği de Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılmaktadır: "İblis, 'Ey Rabbim! Öyleyse, bana insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar mühlet ver!' dedi. Allah Teâlâ, 'Peki! Sen, malûm vaktin gününe (yani Birinci Sûr üfürülünceye kadar) mühlet verilenlerdensin!' buyurdu. İblis, 'Ey Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki ben de muhakkak surette, yeryüzünde onlara, (günahlardan) süslemeler yapacağım ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak içlerinden ihlâslı kulların müstesna!' dedi. Allah Teâlâ buyurdu ki: İşte bu (koruması) üzerime olan dosdoğru bir yoldur. Evet! Hakikaten benim kullarımın üzerinde senin hiçbir hükmün yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna! Şüphesiz cehennem de, o azgınların hepsine vaat olunan yerdir" (Hicr Sûresi, 36-43).
Şeytanın kibirlenerek, Allah-u Teâlâ'nın emrine karşı gelmesi ve kâfirlerden olmasıyla hak ve bâtıl, şeytan ve insan mücadelesi başlamıştır.
Şeytanın, Cennet'te Hz. Âdem ve eşini vesvese yoluyla "yasak ağacın meyvesinden" yemeye ikna etmesinden sonra yeryüzündeki ilk başarısı Hz. Âdem'in oğulları arasında kan döktürmesidir.
Şeytan ve nefis imtihan alanında kötülüğün iki temel kaynağıdır. Kur'an-ı Kerim'de insanoğluna şeytan hakkında bilgi verilmekte ve uyarılmaktadır. "Ey insanlar! Yerdeki şeylerden helâl ve temiz olmak şartıyla yiyin. Şeytanın izinden gitmeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır" (Bakara Sûresi, 168) ayetiyle şeytanın insan için apaçık bir düşman olduğu vurgulanmaktadır. Başka bir ayet-i kerimede ise, "O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder" (Bakara Sûresi, 169) buyrulmaktadır.
Şeytan, insana kötülüğü telkin ederken her türlü argümanı kullanmaktadır. Bunun başında yalan ve yemin gelmektedir. Hz. Âdem ve eşini aldatmak için yalan söylemiştir, yemin etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de şeytanın yalan ve yeminle verdiği telkin şöyle anlatılmaktadır:

6