Köylerin Boşaltılması Projesinin Arka Planı

Köylü kesimin sosyal yaşamdaki konumunu küçük gören, köylülere tepeden bakan anlayış sahipleri, tarım ve hayvancılıkla uğraşan; milletin efendisi, üreticisi, helal yoldan rızkını kazanan, kendi işinin patronu köylüleri, geri kalmışlığın sembolü gibi göstermek için her yolu denedi. Bu çaba, türkülere, film ve dizilere varıncaya kadar geniş çaplı bir projeydi.

"Zeytin yağlı yiyemem, basma da fistan giyemem,

Senin gibi cahile, ben efendim diyemem" türküsünün, zeytinyağı üretiminin en fazla olduğu Bursa ilimizin türkülerinden olması ve Marshall planı ile Türkiye'ye yabancı menşeili margarinlerin sokulduğu bir dönemde ortaya çıkması rastlantı olmasa gerektir.

Bir taraftan köylünün el emeği, alın teri mahsulü sağlıklı besin kaynağı zeytinyağı kötülenerek margarin tüketimine yönlendirilmekte, diğer yandan köylü kadınların giydiği fistan ötekileştirilmekte, köylü erkeklerin hürmete layık olmayan cahil insanlar olduğu vurgulanmaktadır. Film ve dizilerde de köye ve köylüye sorunlu bakış hep göze çarçar.

Bu menfi propagandalar elbette etkili olmuş, köyden kente göç hızlanmış, köylüler tereyağı ve zeytinyağından, köyde pişirilen sağlıklı ekmeklerden, daha doğrusu el emeği, alın teri kazancından uzaklaştırılmış, margarin yağlara, fabrika üretimi ekmeklere alıştırılmıştır. Eskiden evinin önündeki ufacık bahçesinde kendi ihtiyaçlarının tamamını karşılayan efendi köylüler, üretmeyi değil, tüketmeyi alışkanlık edinmiş, ihtiyaçlarının büyük çoğunluğunu şehirlerden temin eder hale gelmiştir.

Menfi propagandadan etkilenerek babasının çiftçilik ve hayvancılık mesleğini açıklamaktan utanan köylü çocukları, şehirlerdeki sermaye sahiplerinin iş yerlerinde karın tokluğuna çalışmayı, köyde helal yoldan tarım ve hayvancılıktan el emeğiyle elde ettiği kazanca, kendi işinin patronu olmaya tercih etmiştir.

Böylece Anadolu'nun birçok köyünden şehirlere göç hızlanmış, tarım arazileri boş bırakılmış, dağlar ve meralar hayvansız kalmıştır. Köylülüğe karşı bilinçli bir propagandanın yapılmasının dışında, tarım ve hayvancılıkla geçim şartlarının her geçen gün zorlaştırılması, köylere yeterli hizmetlerin götürülmemesi, köy evlerinin modernleştirilmemesi gibi sebepler de köyden kente göçü hızlandırmıştır.

Köylü kesimin sosyal yaşamdaki konumunu küçük gören anlayış, aslında Siyonizm'in insanları köleleştirme projesiyle bağlantılıdır. Genelde bütün dünyada büyük bir sömürü çarkı olduğu aşikâr ancak ülkemizin sömürü çarkına bu denli teşne olması, köylere ve köylülere bakışın bu denli katı olması çok acıdır.

Bütün dünyada, Siyonizm'in kurguladığı efendi-köle sisteminin ısrarla uygulanması iki sebebe bağlıdır. Bunlardan birincisi "yaratıcı-kul" denklemi yerine "efendi-köle" denklemi kurma hedefidir. Irkçı emperyalistlerin insanoğlunun mükemmel yaratıcıya kul olarak şerefli bir hayat sürmesi yerine, "sömürü düzeninin" (efendi-köle düzeni yahut yeni dünya düzeni) bir parçası olarak kendilerine hizmet etmesini istemesidir.

Siyonizm'in efendi-köle sisteminde ısrar etmesinin ikinci sebebi ise kendilerini üstün ırk görme hastalıklarıdır. Yahudilerin kendilerini üstün görmeleri ve bu ideolojiyi Kabbala'da ortaya attıktan sonra Tevrat'ı tahrif ederek, "Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar ve kralları sana hizmet edecekler. Kapıların daima açık duracak; milletlerin servetini ve sürgün getirilen krallarını sana getirsinler diye. Gece gündüz kapanmaya başlayacaklar, çünkü sana kulluk etmeyen millet harap olacak. Ve seni sıkıştıranların oğulları sana eğilerek gelecekler. Ve seni hor görenlerin hepsi senin ayaklarının tabanlarında yere kapanacaklar. Ve sana Rabbin şehri Kudüs'ün Sion'u diyecekler. Ve milletlerin sütünü emeceksin" (İşaya, 60/10-16) ifadeleri ve benzeri onlarca ifadenin sokuşturulması Yahudilerdeki Siyonizm ve üstün ırk inancını ve günümüzdeki efendi-köle denklemini anlamaya kifayet eder.

Siyonizm ve üstün ırk inancının bir tezahürü olarak "yaratıcı-kul" denklemi yerine "efendi-köle" denklemiyle insanları kulluktan köleliğe dönüştürme projesini gerçekleştirmek için dünya genelinde kurduğu yapılar, birlikler, uluslararası para fonu, faize dayalı bankacılık sistemi, dayattıkları uluslararası sözleşmeler ve genel olarak kendi ideolojilerine göre dizayn ettikleri dünya sistemi...

Irkçı emperyalistlerin/şeytanın çocuklarının hedefi, insanoğlunun mükemmel yaratıcıya kul olarak müreffeh, mutlu ve şerefli bir hayat sürmesi yerine, sömürülmüş, gelecek endişesine düşmüş, izzet ve şerefi elinden alınmış köle bir insan olarak efendilerine hizmet ettiği bir dünya düzenidir.