İslâm, kültürel, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlara ilişkin düzenlemeler getirmiş; sosyal yaşamın her alanını, her aşamasını kontrol altında tutan bir din olarak ortaya çıkmıştır.
İslâm'ın bu bütüncül yapısı, onun sadece ibadet ve ahlâka ait hükümler getirmediğini, kültürel ve toplumsal yapıyı düzenlediğini, hayatın her alanına müdahil olduğunu ve siyasal bir düzen (sistem) önerdiğini göstermektedir.
Hayatın her alanına dair kurallar getiren, sosyal yaşamın her aşamasını kontrol eden İslâm dininin, kadın-erkek ilişkilerini düzenlememesi, sınırlar çizmemesi, halvet ve ihtilât sınırlarını çizmemesi, iffetin korunmasına ve mahremiyet sınırlarını korumaması düşünülemez.
İslâm, bir taraftan kadın-erkek arasındaki ilişkilerde sınırları çizerken, diğer yandan meşru ve helal yolların önünü açmıştır. Kadın-erkek arasındaki fıtri duyguları meşru ve helal yoldan menziline ulaştırmak için aile müessesesine önem vermiş, neslin korunmasını teminat altına almıştır.
Irkçı emperyalizm, İslâm'da teminat altına alınan nesli, bozmak için her türlü yolu denemekte; temiz ırk, temiz aile ve temiz toplumu ifsad etmek için mücadele etmektedir. Helal ve meşru yoldan evlilik müessesesiyle temiz bir aile ve temiz bir toplum inşa etmeyi hedefleyen İslam dini, nesli korumak için belirli yasaklar koymuş, meşru yolların önünü açmıştır.
Bundan dolayı İslâm'da mahrem bellidir, mahrem olmayan (namahrem) bellidir. Hatta mahremleriyle ilişkiler ve mahrem olmayanlarla ilişkilerin sınırları belirlenmiş, böylece karşı cinslerin birbiriyle ilişkilerindeki kırmızı çizgiler net şekilde çizilmiştir.
Kur'an-ı Kerim'deki, "(Resulüm!) Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır" (Nur Sûresi, 30) ve "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar..." (Nur Sûresi, 31) ayetleri, mahremi olmayan karşı cinsi bakışlarıyla rahatsız etmeyi yasakladığı gibi, sadece kadınlara değil, erkeklere de iffetli olmayı emretmekte; namusunu/iffetini korumanın tek taraflı değil, iki tarafın da dikkat etmesi gereken önemli bir görev olduğu belirtilmiştir.
İslâm'ın bütüncül yapısı, hayatın her alanını kapsayan ve hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde nizam getiren anlayışı, aslında iyi bir insan, iyi bir toplum inşa etme hedefine varmak en kestirme yoldur.
İnsanın temizliğinden, giyinmesine, yeme içmesinden konuşmasına, insanlarla münasebetinden kamu hukukuna kadar bütün alanlarını disiplin altına alarak, "huzurlu insan, huzurlu toplum ve adil devlet" modeli inşa etme hedefine varabilmek için Allah-u Teâlâ'nın emirleri ile Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in emir ve tavsiyelerini harfiyen yerine getirmek; emir ve yasaklara tarihselci bakış açısıyla bakıp "bu çağda böyle olmaz" demek yerine, yaratılış kodlarına uygun hareket etmek gerekir.
Mukaddes İslâm dininin, 1400 yıl önceki hükümlerinin tümü kıyamete kadar güncelliğini koruyan ve insanlığın huzuruna, yeryüzünde adaletin hâkim olmasına yetecek derinlikte hükümler olduğu apaçıktır.
İslâm'ın hükümlerinin bir kısmının günümüzde geçerli olmadığını iddia etmek en hafif ifadeyle dininden şüphe etmektir. Bu yüzden insan hayatının her evresine ayrı bir önem veren ve her evresini disipline eden İslâm'ın bu hükümlerine sahip çıkmak önem arz etmektedir.
İslâm, kişilerin hadesten ve necasetten nasıl temizleneceğini öğrettiği gibi, gusülle ve abdestle insanı ibadete hazır hale getirir. Allah-u Teâlâ'nın huzuruna çıkarak kulluk vazifesini yapacak kişinin önce temizlenmesi, sonra setr-i avret dediğimiz avret mahallini örtmesi gerekir. Sadece ibadet anında değil, yalnız başına ve mahreminin yanında yahut mahrem olmayanların (namahrem) yanında nasıl giyineceğini de belirler.
Kişinin temizliğine, yemesine içmesine, giyinmesine, konuşmasına kadar her anına dair bilgiler vererek şahsiyetinin oluşmasına yardımcı olan, önünü açan İslâm, kişinin hemcinsleriyle ve karşı cinsle münasebetlerini de en ince detayına kadar düşünerek sağlıklı ve huzurlu bir toplumu inşa etmeyi hedeflemektedir.

2