İslâm'da İşçi Hakları

İslâm'da rızkı helalinden kazanmak farz, haksız kazanç ise haramdır. Kur'an-ı Kerim'de, "Ey Resuller! Helal ve temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın. Şüphesiz ki ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilirim" (Mü'minun Sûresi, 51) buyrularak, insanların arasından seçilmiş yüce peygamberlerin helal ve temiz şeylerden yedikleri belirtilmektedir. Aynı emrin bizlere de geçerli olduğu başka ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmaktadır: "Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır" (Bakara Sûresi, 168); "Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah'a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah'a şükredin" (Bakara Sûresi, 172).

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), helalin ve haramın belli olduğunu, helal ile haram arasındaki birtakım şüpheli şeylerden bile kaçınmamız gerektiğini bildirmekte ve, "Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir" (Buhari, Büyu', 15) buyurmaktadır. Kendisine temiz kazancın ne olduğu sorulduğunda ise, "Kişinin kendi elinin emeği, bir de dürüst ticaretin kazancı" buyurmuştur.

İslâm dini meşru yollarla rızkını kazanmayı emretmiş, çalışırken helale-harama dikkat edilmesini, rızkını kazanırken ibadetleri ihmal etmemeyi (Cuma Sûresi, 9) emretmiştir. Rüşvet alıp vermeyi, hırsızlık yapmayı, devlet ve millet malına el uzatmayı, hileyle mal satmayı, ayıplı mal satmayı, malını satmak için yemin etmeyi, müşteriyi aldatmayı (tağyir) yasaklamıştır.

İslâm dini, işçiyse işine ehemmiyet vererek helal kazanmayı, işverense çalıştırdığı işçiye zulmetmemeyi, hakkını korumayı, ücretini alın teri kurumadan ödemeyi emretmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v), işçi hakları bağlamında, "Çalıştırdığınız kimsenin ücretini teri kurumadan ödeyiniz" (İbn Mâce, II/817) buyurmaktadır.

Son devrin büyük İslâm âlimlerinden Ali Nar Hocamız, mezkûr hadis-i şerifi, "Kırk Hadisle Müslüman Kimliği"nde şöyle şerh etmektedir:

"İşçi ve ücretlisinin hakkını ödeme ve emeğini değerlendirme konusunda bir demet hadis vardır ki, çağımızın ulaştığı seviyenin çok üstünde ve ilerisinde bir düzenleme getirir emek için. Emekle sermayeyi dünyevî müeyyidelerle birlikte manevi ve vicdani müeyyidelere de dayandırır. Çünkü insan, insandır. İnsan, kaba çizgili bir hayvan değildir. Maddi engelleri akılla aşabilir. O halde ona, aklını ve gönlünü doyuran, böylece kontrol altına alan ilkeler ve müeyyide niteliğinde hedefler vermek gerek.

İslâmî şahsiyeti, onu içinden kontrol eder ve emeğinin karşılığını arzulattığı kadar da sermayenin değer ve hakkını takdir ettirir. Dolayısıyla Müslüman kişi, işçilik yaparken, en güzel yaparak alacağını helâl ettirmeyi hedefler; işverense en üstün ücreti, yani çalışanı razı edici karşılığı vererek sermayesini emniyet altına alır. İşçinin gözü (işverenin malında) kalmadığı için de, İlâhî himaye sermayeyi âfet ve iflâstan korur. Bunun için "Mü'min bir iş yapınca, Allah onu en güzel yapmasını bekler" buyrulmuştur. En güzel işe, en güzel ücret tam zamanında ödenirse, sosyal bunalımlara asla fırsat kalmaz.

Bu hadisin ifade ettiği inceliklere gelince:

İşçiye ücretini işi bitirir bitirmez ödenmesini emrediyor, bu tamam. Fakat "teri kurumadan" sözündeki çarpıcı ifade çok büyük. Ter, bir bedeni veya zihnî emekle vücudun enerji kaybı sonucu vücuttan dışa sızan tuzlu bir sudur. Artık maddedir. Kelime olarak damar ve kan akıtmak mânalarına da gelir.

Terin kurumaması hali, işin bitim anıdır; belki de işten önce. Çünkü başka bir haberde, "Bir işçi çalıştıran, verilecek ücreti baştan belirtsin" buyruluyor.

İşçi alabileceğini bilip, gönül rahatlığı içinde çalışmalıdır. Halk arasında bu yanlış çok huzursuzluklara sebeb olur. Ücret önceden belirlenmediği için iş bitince verilen ücret çekişmeye konu olur. O halde önceden belirlenen ücretin daha baştan ödenmesinde de mahzur yoktur. Ama en uygunu, görülecek iş biter bitmez veya belirlenen iş saati sonunda çalışanın ücreti cebine girerse huzur içinde olur. Bu müthiş bir psikolojik haldir. Hiçbir insan bu halin dışında değildir.

Emeğinin karşılığını alanın rahatlığı, vereni de çevresini de ailesini de rahatlatır. Bu ise topyekûn cemiyeti kuşatıcı bir barış-iş barışı ve huzuru getirir. Maaşın ve ücretin sürüncemede kalması kadar parça bölük verilmesi de düzeni bozar. Hadisin bunu da zımnen ifade ettiğini görebiliriz.