Kur'an-ı Kerim'de, "Andolsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık" (İsra Sûresi, 70) ve "Rabbin meleklere: 'Muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halife yaratacağım' demişti" (Bakara Sûresi, 30) ayetleriyle insanın şerefine ve üstünlüğüne işaret edilmiştir.
Allah-u Teâlâ, yarattığı insanın şerefinin korunması için "Hayat, din, akıl, mal ve nesil" emniyetini temel insan hakkı olarak görmüş ve teminat altına almıştır. Yani bâtıl din ve ideolojilerin aksine İslâm dini, insana yapılacak her türlü tecavüze ve saldırıya karşı caydırıcı önlemler almıştır.
Yeryüzünde bozgunculuk yapanların, adam öldürenlerin, yol kesip halkın malına kastedenlerin, zina edenlerin, zina iftirası atanların, hırsızlık yapanların, masum kişilere iftira edenlerin, isyan edenlerin, içki, kumar ve uyuşturucu gibi maddelerle aklın korunmasını ihlal edenlerin, küçük çocukları taciz ve tecavüz edenlerin, velhasıl hak ve adaleti ihlal edenlerin cezası bellidir.
İslâm hukuk sisteminde bu cezaların uygulanmasında hiç kimse ayırt edilmez ve cezalar tavizsiz şekilde uygulanır. Böylece vatandaşlar arasında adalet sağlanır. Zayıf, güçlüye karşı korunur.
Gücü eline almış kişi, yaptığı kötülüğün devlet tarafından cezalandırılacağını bildiği için zulmetmekten çekinir. Böylece zulüm ortadan kalkmış olur. Zulmün ortadan kalkıp adaletin hâkim olması özelde güçsüzlerin genelde ise tüm insanların faydasınadır. Zaten İslâm'ın temel hedefi, hakkı ve adaleti yeryüzüne hâkim kılmaktır.
İslâm, insanı öldürmeyi değil de yaşatmayı öncelemiş, hayat hakkını kutsal görmüş, insanın canını, malını, ırzını ve şerefini teminat altına almış; buna tasallutta bulunulmasını hoş karşılamamış; tasalluta yeltenenler içinse en ağır cezaları öngörmüştür.
İnsanların haklarını korumak, toplumsal yapıyı düzenlemek ancak siyasal bir düzenle (sistem) mümkündür. Bundan dolayı İslâm, kültürel, ekonomik, hukuksal, sosyal ve siyasal alanın tamamına müdahil olmakta, bu alanların tamamına dair kurallar koymaktadır.
İslâm Ceza Hukuku'nda insanın dünya ve ahiret huzuru öncelendiğinden, tatbik edilen cezaların da önleyici ve caydırıcı olması, cezalandırmaktan ziyade suçu önlemek amacına matuf olması tabiidir.
Önleyici ve caydırıcı cezalarla toplumdaki suç oranının düşürülmesi ve insanların huzur içinde yaşaması hedeflenmektedir.
İnsanın canına, malına, nesline, aklına ve din hürriyetine yönelecek her türlü saldırının önlenmesi için öngörülen cezalar daha adil ve huzurlu bir toplumu inşa için önemlidir.
İslâm Ceza Hukuku'nda "Hadler", "Allah hakkı" olarak kabul edildiğinden, İslâm'ın tespit ettiği had cezasını gerektiren suçlar, Amme (Kamu) Hukuku'na tecavüz anlamı taşımaktadır.
Hanefi âlimlerinden Abdülazîz el-Buhârî, "Keşfü'l-esrâr" adlı eserinde Allah haklarının bütün âlemin genel yararıyla ilgili bulunduğunu, bu hakların Allah'a nisbet edilmesinin sırf Allah'ı tazim için olup gerçekte ise bunların toplumun bütün fertlerine ait olduğunu vurgulama ve şahısların keyfî müdahalelerine karşı onları koruma altına alma amacını taşıdığını belirtmektedir.
İslâm Ceza Hukuku'ndaki Had cezaları şunlardır: "Zina cezası (hadd-i zina), zina iftirası cezası (hadd-i kazf), hırsızlık cezası (hadd-i sirkat), içki içme cezası (hadd-i şürb), yol kesme, eşkıyalık, terörizm cezası (hirâbe)". İçki içme cezası dışındaki had cezaları Kur'an ve Sünnet'le sabittir. İçki içme cezası ise Sünnet'le sabittir.
İnsan hayatına kastedilmesine, adam öldürmeye de "kısas" uygulanır ancak kısas kul hakkı olduğu için buna had denilmemiştir. Bunların dışında tazir cezaları da vardır.
TERÖRİSTLİK VE EŞKIYALIK (HİRÂBE)
İslâm Ceza Hukuku'ndaki en ağır suç, hiç şüphesiz hırâbe'dir. Eşkıyalık ve yol kesme şeklinde de ifade edilen terör suçu, silahlı gasp ve yağmayı da ihtiva eder. Diğer suçlar belirli bir hedefe yönelik olduğu halde hırâbe suçunda, kişilerin malına, canına kastetme, seyahat özgürlüklerine mâni olma, toplumsal huzuru bozma, kamu düzenini ihlal etme gibi geniş çaplı bir saldırı vardır.
Suç, tek kişi veya bir topluluğun silahlı veya silahsız olarak meskûn mahalde "mezrada, köyde, kasabada, şehrin içinde veya dışında" yahut ıssız yerlerdeki yollarda; insanların canına, malına kastetmek, hürriyetinden yoksun bırakmak ve seyahatini engellemek şeklinde işlenmiş olabilir. Bütün bu hallerde suç işlenmiş sayılır ve Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilen hüküm uygulanır.

5