Erbakan Hoca'nın feraseti ve vadedilmiş füzeler

Yahudiler, kendilerini üstün kabile, diğer milletleri ise insan görünümlü hayvan yani "goyim" olarak görmektedir. Bu inanca göre, Rab Yehova, İsrailoğullarını seçmiş, üstün kılmıştır. Rab sadece onları sevmektedir. Bundan dolayı da yeryüzünü kendilerine ait görmekte, goyim gördükleri diğer milletlerin kendi mülklerini ele geçirdiğine inanmaktadır.

Yahudilerdeki üstün ırk inancı tahrif ettikleri Tevrat'ta şöyle anlatılmaktadır: "Siz Rabb'in oğullarısınız. Çünkü sen, Rabb'e mukaddes bir kavmisin ve Rabb, bütün kavimlerden üstün olarak, kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti" (Tesniye, 14/2); "Ve Rabb'in sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin. Gözün onlara acımayacak" (Tesniye, 7/16); "... Ve onlardan nefret ettim fakat size dedim: Siz onların topraklarını miras olarak alacaksınız ve ben size onu mülk olarak vereceğim. Ben, sizi milletlerden ayırt eden ilahınız Rabb'im" (Levililer, 20/25).

Üstün ırk inancını gibi kendilerine "Arz-ı Mev'ud"un da verildiğine inanan Yahudiler, söz konusu inançlarını tahrif ettikleri Tevrat'ta şöyle temellendirilmektedir: "O gün Rab, Abram'la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: 'Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan bu toprakları... senin soyuna vereceğim" (Yaratılış 15:18-21).

Kendilerini üstün ırk, diğer milletleri köle olarak gören Yahudilerin vadedilen toprakları elde etmek için her türlü katliamı yapma hakları da tahrif edilmiş kitaplarında mevcuttur.

Tahrif edilmiş Tevrat incelendiği zaman, Yahudi olmayanlara karşı kin ve nefretin nasıl en üst düzeyde satır aralarına yerleştirildiği görülecektir. Bu nasıl bir ruh yapısıdır, nasıl bir anlayıştır, nasıl bir öldürme güdüsüdür ki "ihtiyardan, gence, çocuktan bebeğe ve kadınlara kadar her insanı kılıçtan geçirmekten, bedenlerini delik deşik etmekten, bebekleri parçalamaktan, kadınların ırzına geçmekten ve evleri yağmalamaktan" bahsedilmektedir.

Tevrat'taki tahrifatla oluşturulan insan düşmanlığının boyutunu anlamak için şu ifadelere bakmak yeterli olacaktır: "Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, ele geçen kılıçtan geçirilecek. Yavruları gözleri önünde parçalanacak, evleri yağmalanacak, kadınlarının ırzına geçilecek" (Yeşeya, 13/15-16); "Ve Rabb ona dedi... Onun ardınca şehirden geçin ve vurun, gözünüz esirgemesin ve acımayın. İhtiyarı, genci, ere varmamış kızı ve çocuklarla kadınları helak için vurun..." (Hezekiel, 9/4-6).

Bundan dolayı Siyonist İsrail, yüzyıldır Filistin topraklarında zulmün tek failidir. ABD destekli baskı, zulüm, katliam ve demografik yapıyı değiştirmek için Filistinlileri göçe zorlayarak evlerine el koyma da dâhil olmak üzere her türlü yöntemi denemektedir. Batı Şeria, Kudüs gibi işgal altındaki topraklardaki trajedinin yanı sıra bütün dünyanın gözü önünde Gazze'de iki yıl süren Siyonist katliam yaşandı. Yine İsrail'in güvenliği için ABD ve müttefikleri tarafından Irak'ta yüz binlerce Müslüman öldürüldü. İsrail, istediği zaman Suriye'yi, Lübnan'ı ve Yemen'i bombalamaktadır. Siyonist yapı, 9 Eylül 2025'te Katar'ın başkenti Doha'ya hava saldırısı düzenlemiştir.

Siyonist İsrail, şimdi de Büyük Ortadoğu Projesi'ni gerçekleştirmek ve vadedilmiş topraklara hâkim olabilmek için kendisi için kendisine tehdit gördüğü İran'a saldırmaktadır. Elbette tek başına saldırmaya cesaret edemediği için ABD'yi de kendi planına ortak etmiştir. Cenevre'de görüşmeler devam ederken, hain bir saldırıyla İran'daki 165 küçük kız çocuğunu bombalayan bu haydutlar, İran'ın gelişmiş füzelerle karşılık vereceğini hesap edememişler belli ki.

İran, vadedilmiş () toprakları, vadedilmiş füzelerle vuruyor. İran'ın teknoloji konusundaki gelişimi, füze teknolojisine yatırım yapması elbette ABD-İsrail cephesini şaşkına çevirmiş durumda. Peki İran, neden savaş uçağı yerine füze teknolojisini tercih etti

Bu sorunun cevabını İran Devrim Muhafızları Uzay ve Füze Komutanı Emir Ali Hacızade'nin, "Eğer dünyanın izlediği yolu izleseydik, bugün 5. nesil uçaklara ulaşılmışken biz hâlâ 3. nesil uçakları geliştirmeye çalışıyor olurduk. Aramızda en az 50 yıllık bir fark oluşurdu. Bu nedenle düşmanın peşinden gidip asla yetişemeyeceğimiz bir yolu değil, doğrudan karşı karşıya gelebileceğimiz bir stratejiyi tercih ettik"